UHUD MUHAREBESİ
Hicretin 3. senesi, 7 Şevvâl, Milâdî 625.
Kureyş müşrikleri Bedir'de uğradıkları hezimetin acısını bir türlü unutmak
istemiyorlardı, daha doğrusu unutamıyorlardı. İleri gelenlerinden bir çoğunu bu
savaşta kaybetmişlerdi. Bir avuç Müslümandan yedikleri ağır darbe ile izzet-i
nefisleri kırılmıştı. Civar kabileler nezdindeki prestijleri de haliyle
sarsılmıştı.
Ayrıca, sahilden giden Şâm ticaret yollarının Resûl-i Ekrem tarafından devamlı
kontrol altında tutulması da ticarî hayatlarına oldukça ağır darbe vuruyor,
onların askeri ve iktisadî mukavemetlerini kırıyordu. Kureyş müşrikleri bu sefer
Irak yoluyla Şam'a ticaret kervanlarını göndermeye başlamışlardı, ama burası da
Peygamberimiz tarafından kısa zamanda haber alınmış, gönderdiği seriyye ile bu
yoldan giden ticaret kervanları kıstırılarak, mallarına el konulmuştu.
Haliyle bu durumlar, zaten Bedir hezimetinin acısıyla yanıp tutuşan Kureyş
müşriklerinin Müslümanlara karşı kin ve husûmetlerini artırıyor, intikam alma
duygularını harekete getiriyordu. İlk fırsatta bu intikam hislerini tatmin için
âdetâ can atıyorlardı. Bedir'den sonra giriştikleri bir iki küçük baskın
hareketi onların bu kinlerini dindirme yerine, bozguna uğrayan kendileri olduğu
için, daha da kabartmıştı.
Daha önce, Ebû Süfyan idaresinde Şam'a gönderilmiş olan büyük ticaret kervanı
Resûl-i Ekrem'in kumandasındaki Müslüman kuvvetlerin eline düşmekten kıl payı
kurtulup Mekke'ye zar zor gelebilmişti. Hemen arkasından Bedir Harbinin patlak
vermesi, kervandaki malların taksimini geciktirmişti. Mallar olduğu gibi "Dâru'n-Nedve"
de muhafaza edilmekteydi.533
Bu sırada bilhassa Bedir Savaşında yakınlarını kaybetmiş olanlar ve bunların
içinden Cübeyr bin Mut'im, Safvan bin Ümeyye, İkrime bin Ebû Cehil gibi Kureyşin
ileri gelenleri sayılabilecek kimseler Ebû Süfyan'a şu teklifte bulundular.
"Muhammed, büyüklerimizi öldürerek, bizi perişan etti. Onlardan intikam alma
zamanı artık gelmiştir. Kervandaki malların sermayesini sahiplerine verelim.
Kârıyla da Müslümanlara karşı harp hazırlığı yapalım!"554
Teklif oy birliği ile kabul edildi. Mallar satılarak altına dönüştürüldü: Toplam
100 bin altın. Hisse sahiplerine sermayeleri olan 50 bin altın verildi. Kârıyla
da sürâtle harp hazırlığına başlandı.555
Bedir'den gözü korkan Mekkeli müşrikler bu sefer büyük bir ordu hazırlamak
kararında idiler. Sadece, mahallî gönüllü askerler, hattâ devamlı müttefikleri
bulunan Ahabiş* Kabilesi askerleriyle iktifa etmiyorlardı. Arabistan
yarımadasındaki diğer kabileleri de yanlarına almak istiyorlardı. Bunun için
hususî bir heyeti görevlendirdiler ve o kabileleri kandırmak için de özel bir
fon ayırdılar. Bu fonla diğer kabilelerden paralı askerler kiralayacaklardı.
Kendileri Mekke'de sür'atle harp hazırlıklarını sürdürürken, görevlendirdikleri,
içlerinde bir çok ünlü kişilerin, şâirlerin, hatiplerin de bulunduğu propaganda
heyeti ise bütün Arabistan Yarımadasını karış karış dolaşıyor,
anlaşabileceklerini tahmin ettikleri kabilelere girişecekleri hareketin
mahiyetini anlatarak, halkı Peygamberimize karşı ayaklandırmaya var güçleriyle
uğraşıyorlardı. Bir şâirin bir tek sözü, bir hatibin bir tek hitabesi için
kabilelerin icabında birbirlerine girdiklerini, kanlar akıttıklarını
kaydedersek, şâir ve hatiplerin bu harekete katılmaya teşvikten ne derece
müessir oldukları kendiliğinden anlaşılmış olur.
Civar kabilelerden gelenlerin ve parayla kiralanan askerlerin de katılmasıyla
şirk ordusu tam 3000 kişiyi buldu. Yedi yüz zırhlı, iki yüz atlı ve üç bin de
deve vardı.556
Askerlere moral vermek, onları harbe teşvik etmek, heyecanlarını devamlı diri
tutmak için orduya kadınlar da katıldı. Türkü söyleyecek, def çalacak ve
askerlerin moral gücünü takviye edeceklerdi!
Komutan Ebû Süfyan Sahr bin Harb idi. Kadınlar kolu da Ebû Süfyan'ın karısı ve
Bedir'de babasını kaybeden Hind'in kontrolü altında bulunuyordu. Gönlü kin dolu
bu kadın, Bedir'de öldürülen yakınlarının intikamını alacaklarına dair kadınlara
yemin bile ettirdi.
Kureyş ordusunun üç sancağı vardı. Birini Süfyan bin Uveyf, birini Talha bin Ebî
Talha, üçüncüsünü de Ahâbîş Kabilesinden biri taşıyordu.
Kureyş hazırlıklarını böylece tamamlamış ve yirmi gün sürecek bir uzun sefere
Mekke'den hareketle çıkmış bulunuyordu.
Medine'ye Peygamber Efendimize bir haber geldi. Haberi getirmek üzere
görevlendirilen adam mektubu Resûl-i Ekreme heyecan ve telâş içinde uzattı.
Açılan mektupta, Kureyş müşriklerinin hazırlıklarını tamamladıkları ve Medine
üzerine yürümek için yola çıktıkları yazılı idi.
Mektubun altındaki imza, Peygamberimizin amcası Hz. Abbas'a aitti. Resûl-i
Ekremin emriyle, hem oradaki Müslümanlara yardımcı olmak hem de olup bitenlerden
kendilerini haberdar etmek maksadıyla Mekke'de oturmaya devam ediyordu. Hattâ
bir ara Medine'ye gelmek arzusunu izhar edince Resûl-i Ekrem şöyle buyurdu:
"Sen bulunduğu yerde daha güzel cihad etmektesin. Senin Mekke'de oturman daha
hayırlıdır."557
Peygamber Efendimiz, ilk anda mektubun muhteviyatını gizli tuttu ve birkaç
kişiden başkasına bildirmedi. Fakat kötü haber çabuk yayılır hesabı, Kureyş'in
Medine üzerine yürüdüğü haberi çarçabuk etrafa yayıldı.Resûl-i Ekrem Efendimiz,
önce Kureyş ordusunun durumunu gözetleyip tahkik etmek maksadıyla birkaç
Sahabîyi Mekke'ye doğru gönderdi. Mücahidler, yolda Kureyş ordusunu gördüler ve
durumunu öğrendikte sonra Medine'ye gelip durumu Peygamber Efendimize haber
verdiler.
Mücahidlerin getirdiği haber, Hz. Abbas'ın mektupta yazdıklarına aynen uyuyordu.
Kureyş ordusu Uhud'da
Mekke'den ayrılıp süratle yol alan Kureyş ordusu Şevvâl ayının başlarında bir
Çarşamba günü gelip Uhud Dağının yakınında bulunan Ayneyn Tepesi yanında
karargâhını kurdu.
Bu sırada Resûl-i Ekrem Efendimiz gördüğü bir rüyayı Ashabına anlattı:
"Ben kendimi sağlam bir zırh içinde gördüm. Kılıcım Zülfikârın ağzında ise, bir
gediğin açıldığını gördüm. Boğazlanmış bir sığır, arkasından da bir koç gördüm."
Ashab-ı Kirâm, "Bunu ne şekilde tâbir ediyorsun, yâ Resûlallah?" diye sordular.
Hz. Resûlullahın cevabı şu oldu:
"Sağlam zırh giymek Medine'ye, Medine'de kalmaya işarettir. Kılıcımın ağzında
bir gediğin açılmasını görmüş olmam, bir zarara uğrayacağıma işarettir.
"Boğazlanmış sığır, Ashabımdan bir kısmının şehid edileceğine işarettir."
Onun arkasından bir koçun getirilmesine gelince, o askeri bir birliğe işarettir
ki inşallah Allah onları öldürecektir."558
Bir başka rivâyete göre Peygamber Efendimizin rüyâsı şöyledir:
"Rüyâmda kılıcı yere çarptım, ağzı kırıldı. Bu, Uhud günü mü'minlerden
bazılarının şehid düşeceklerine işârettir.
"Kılıcı tekrar yere çarptım. Eski düzgün haline döndü. Bu da, Allah'tan bir
fetih geleceğine, müminlerin toplanacağına işârettir."559
Peygamber Efendimizin bir Cuma gecesi gördüğü bu rüyâ, Ashabla harp hususunda
yapacakları istişâreye de tesir edecektir.
Ashabla İstişâre
Resûl-i Ekrem Efendimiz, Ensar ve Muhacirlerin ileri gelenlerini bir araya
topladı ve kendileriyle bu hususta istişârede bulundu.
Peygamberimizin kanâatı, gördüğü rüyânın da ilhamıyla Medine'yi bizzat içerden
müdafaâ etmekti. Buna rağmen Müslümanların da görüşlerine başvurup onların da
kanâatlarını öğrenmek istiyordu.
Ashabın ileri gelenlerinin bir çoğu da Peygamber Efendimizin bu kanaatına
iştirak etti. O anâ kadar hiç bir toplantıya çağrılmayan münafıkların reisi
Abdullah bin Übey de bu istişâreye çağrılmıştı. O da Medine'de kalma
fikrindeydi.
Ancak Bedir Gazâsında bulunmayan kahraman ve genç Sahabîler, Bedir'de bulunan
gâzilerin nâil olduğu ecir ve sevabı, Bedir şehidlerinin ulaştığı yüksek
dereceleri Resûl-i Ekrem Efendimizden işitmekle, o harpte bulunmadıklarından
dolayı son derece üzülmüşlerdi. Bu sebeple düşmanı Medine dışında karşılama
arzusunu taşıyor ve bu arzularında şiddetle ısrar ederek şöyle diyorlardı:
"Yâ Resûlallah! Vallahi, onların Cahiliyye Devrinde bile Medine'ye, üzerimize
yürümelerine meydan ve imkân verilmemiştir. İslâmiyet devrinde onların
Medine'ye, üzerimize yürümelerine nasıl müsaade buyurulur?
"Yâ Resûlallah! Biz, Allah'tan bu günü isterdik. Bizleri dışarı çıkar.
Düşmanlarımız ile göğüs göğüse cenk edelim!"560
Bir kısmı ise şöyle diyordu:
"Yâ Resûlallah! Eğer onları dışarda karşılamazsak, düşman bu durumu
korkaklığımıza ve zaafımıza hamlederek şımarır!"
Bu arzuyu taşıyanlara cesur ve bahadır bir zat olan Hz. Hamza, Sa'd bin Übâde,
Numân bin Mâlik gibi hatırı sayılır Ashabın ileri gelenleri de katıldı. Kahraman
Hz. Hamza bu görüşünü şöyle açıkladı:
"Yâ Resûlallah! Sana kitabı indiren Allah'a yemin ederim ki, bu kılıcımla Medine
dışında Kureyş müşrikleriyle çarpışmadıkça yemek yemeyeceğim."
Hz. Hayseme Bedir Muharebesine katılmak için oğlu Sa'd ile kurâ çekmişti. Kurâ
Hz. Sa'd'a çıkmıştı. Bedir Harbine katılan Sa'd ise arzuladığı şehâdet
mertebesine ulaşmıştı. Şehid babası Hz. Hayseme şöyle diyordu:
"Yâ Resûlallah! Kureyşliler, çöl Araplarından ve müttefikleri olan Ahâbîşten
asker topladılar. Develerine ve atlarına binip gelip meydanlarımıza indiler.
Bizi evlerimizde ve kalelerimizde kuşatacaklar, sonra da dönüp gideceklerdir.
Aleyhimizde bir sürü söz söyleyeceklerdir. Bu, onların cesaretlerini
arttıracaktır.
"Görüp de karşılamayacak ve onları yurdumuzun ortasından kovmayacak olursak,
çevremizdeki Araplar da bize göz dikeceklerdir!
"Allah Teâlânın bizi, Kureyş müşriklerine karşı galip getireceği ümit edilir.
"Eğer ikincisi olursa - ki şehitliktir -Bedir, beni ondan mahrum kıldı. Halbuki,
ben onu öyle özlemiştim ki! Benim Bedir Muharebesine çıkmayı arzuladığımı duyan
oğlum benimle kurâ çekmişti. Kurâ ona çıktı. Sonunda şehidlik mertebesine o
ulaştı.
"Halbuki, ben şehid olmayı ne kadar arzu ediyorum!
"Dün gece oğlumu güzel bir surette gördüm: Cennet meyvaları ve ırmakları
arasında dolaşıyor ve bana 'Cennette arkadaşlığa katıl! Ben, Rabbimin bana
vaadettiği gerçeği buldum!' diyordu.
"Vallahi, yâ Resûlallah! Sabah gözlerimi açınca, oğluma Cennette arkadaş olmayı
candan özlemeye başladım."Yaşım, fazlasıyla ilerledi. Artık Rabbime kavuşmayı
özlemekteyim.
"Yâ Resûlallah! Beni şehidlikle, Cennette oğlum Sa'd'ın arkadaşlığı ile
nasiblendirmesi için Allah'a duâ et!"
Resûl-i Kibriyâ Efendimiz, Hz. Hayseme'nin bu arzusunu yerine getirdi. Kendisi
için duâ etti.561
Ebû Said el Hudrî'nin babası Mâlik bin Sinan ise, "Yâ Resûlallah! İki şeyden
biri bizimdir: Ya Allah bizi onlara galip ve muzaffer kılar ki istediğimiz
budur.
"Ya da Allah, bize şehidlik nasip eder! Vallahi, yâ Resûlallah! Bence bu
ikisinden hangisi olursa olsun, onda hayır vardır!" dedi.
Yine kahraman bir Sahabî olan Numan bin Mâlik ise şöyle dedi:
"Yâ Resûlallah! Ben şehâdet ederim ki, rüyâda boğazlandığını gördüğün sığırın
temsil ettiği Ashabından birisi de benim! Bizi Cennetten mahrum etme!
Kendisinden başka ilâh bulunmayan Allah'a yemin ederim ki, ben Cennete girsem
gerektir!"
Resûl-i Kibriyâ Efendimiz, "Niçin?" buyurdu.
Hz. Numan, "Çünkü" dedi, "ben, Allah'tan başka ilâh bulunmadığına, senin de
Allah'ın Resûlü olduğuna şehâdet eder, Allah'ı ve Resûlünü severim. Düşmanla
karşılaştığım gün de yüz çevirip kaçmam!"
Peygamber Efendimiz, "Doğrusun ve gerçeği söyledin" buyurdu.562
Karar
Resûl-i Kibriyâ Efendimiz, ekseriyetin düşmanı Medine dışında karşılamak arzu ve
görüşünde olduğunu anlayınca, şehirden çıkıp muharebeyi açık arazide kabul
etmeye karar verdi. Ashabına hitaben de şöyle buyurdu:
"Sabır ve sebat ederseniz bu defa dahi Cenâb-ı Hak size yardımını ihsan eder.
Bize düşen azim ve gayret göstermektir!"
Günlerden Cuma idi. Resûl-i Ekrem Efendimiz Cuma namazını kıldırdıktan sonra,
Müslümanlara cihadın faziletinden cihada nasıl hazırlanacağından bahsetti ve
şöyle buyurdu:
"Cihadda geri durmak, gecikmek âcizliktir. Sabır ve sebât gösterildiği zaman
Allah'ın yardımı gelir. Sabır ve sebât ediniz! Sabır ve sebât ettiğiniz
takdirde, Allah'ın yardımı sizinledir."563
Resûl-i Ekrem Efendimiz, vakti giren ikindi namazını da cemaâte kıldırdıktan
sonra, Hz. Ebû Bekir ve Hz. Ömer'le birlikte Hâne-i Saâdetine girdi. Bu iki
Sahabî Efendimizin hazırlanmasına yardımcı olacaklardı.
Resûl-i Ekrem içerde zırhını giymek, kılıcını kuşanmakla meşgulken, dışarda
toplanmış bulunan Müslümanları Sa'd bin Muaz ile Üseyyid bin Hudayr Sahabîleri
ikaz ederek şöyle dediler:
"Medine'den çıkmak istemediği halde, siz çıkmaları için Resûlullaha ısrar edip
durdunuz. Halbuki ona emir gökten iner. Siz bu işi ona bırakınız. Onun
istediğini yapınız!"
Bu sözler, Medine dışında düşmanı karşılamak fikrinde olanları bir derece de
olsa yumuşattı, hattâ pişmanlık bile duyar oldular. Resûl-i Ekremin zırhını
giyinmiş, kılıcını kuşanmış bir halde evinden çıktığını görünce şöyle dediler:
"Yâ Resûlallah! Senin hoşlanmadığın şeyi biz istemeyiz. Eğer Medine'de kalmak
istiyorsan kalalım! Sana aykırı hareket edemeyiz.
Hz. Resûlullahın cevabı şu oldu:
"Bir peygambere, zırhını giydikten sonra, düşmanla çarpışmadan ve
Allah onunla
düşmanları arasında hükmünü vermeden zırhını sırtından çıkarmak yakışmaz."564
Arkasından da şöyle buyurdu:
"Sürâtle size emrettiğim şeyleri yapmaya bakınız. Allah'ın 'ismini anarak
gidiniz. Sabır ve sebât gösterdiğiniz müddetçe, Allah
size yardım edecektir."565
İslâm Ordusu
Hazırlanan Müslümanlar 1000 kişi civarında idi.566 Sayıca Kureyş ordusunun üçte
biri kadar. İçlerinde sadece yüz zırhlı vardı.567
Orduda üç sancak bulunuyordu. Mus'ab bin Umeyr Muhacirlerin, Üseyyid bin Hudayr
Evslilerin, Hubab bin Münzir ise Hazreçlilerin sancağını taşıyordu.
İslâm ordusu harekete hazırlanmıştı. Peygamber Efendimiz atına binmiş, yayını
omuzuna asmış ve mızrağını eline almıştı. Medine'de yerine Abdullah bin Ümmi
Mekrum'u bırakmıştı. Zırhlı iki Sahabî, Sa'd bin Muaz ile Sa'd bin Ubâde önünde,
mücahidler ise sağ ve solunda yer alıyorlardı.
İslâm ordusunun Uhud'a doğru hareket edeceği sıradaydı. Topal bir zat olan Amr
bin Cemûh da sefere katılmak için gönlünde şiddetli bir arzu duydu. Her zaman
Peygamber Efendimizle birlikte savaşa çıkan dört oğlu vardı. Onları çağırdı ve
"Beni de sefere çıkarınız" dedi.
Oğulları, "Resûlullah, senin sefere çıkmamana müsâade etti. Yüce Allah'da seni
mazeretli saymıştır" dediler.
Gönlü Allah ve Resûlullah muhabbetiyle yanıp tutuşan Amr, oğullarının bu
sözlerine aldırış etmedi.
"Yazıklar olsun size!" dedi. Siz, beni Bedir seferinde Cenneti kazanmaktan
alıkoymuştunuz. Uhud seferinde de mi alıkoyacaksınız? Herkes Cennete giderken,
ben evde oturup kalamam!"
Sonra da doğruca Peygamber Efendimizin huzuruna çıktı.
"Yâ Resûlallah! Bu oğullarım, şunu bunu bâhane ederek beni sefere çıkmaktan
alıkoymak istiyorlar. Vallahi ben, seninle beraber sefere çıkmayı ve Cennette şu
aksak halimle dolaşmayı arzu ediyorum!" dedi ve sordu:
"Yâ Resûlallah! Sen, benim Allah yolunda çarpışmamı ve şehid düşüp şu aksak
ayaklarımla Cennette gezip yürümemi uygun görmez misin?"
Resûl-i Kibriyâ Efendimiz, "Evet, uygun görürüm" dedikten sonra şöyle ilâve
etti:
"Amma Allah, seni mazeretli saymıştır. Sen cihadla mükellef değilsin!"
Sonra bu Sahabînin oğullarına şöyle dedi:
"Siz, onu seferden alıkoymaya mecbur değilsiniz. Onu serbest bırakınız. Umulur
ki Allah, ona şehidlik nasib eder."568
Bunun üzerine Amr bir Cemuh derhal silâhlandı ve kıbleye dönerek, "Allah'ım!
Bana şehidlik nasib et" diye duâ etti.569
İslâm ordusu Seniyye Tepesine gelmişti. O sırada Peygamber Efendimiz, dönüp
arkasına baktı. Okçulardan mürekkep kalabalık bir askeri birlik gördü.
"Kimdir bunlar?" diye sordu.
Mücahidler, "Abdullah bin Übey'in Yahudî müttefiklerinden altı yüz kişilik bir
topluluk" cevabını verdiler.
Resûl-i Ekrem "Onlar Müslüman olmuşlar mı?" diye sordu. "Hayır, yâ Resûlallah"
denilince, Efendimiz şu emri verdi:
"Gidip onlara söyleyiniz, geri dönsünler. Onların yardımına ihtiyacımız yok."570
Peygamberimizin Orduyu Teftişi
İslâm ordusu Şeyheyn tepelerine geldiği zaman, Resûl-i Ekrem durup ordusunu
bizzat teftişten geçirdi. Bu sırada on beş kadar küçük yaşta çocuğu da geri
çevirdi.
Fakat, içlerinde mücahidler safından ayrılmak istemeyen, müşriklere karşı küçük
yaşta da olsa savaşmak isteyenler vardı. Bunlardan biri de Rafi' bin Hadic idi.
Ayağındaki mestlerin ucuna basarak Resûl-i Ekreme uzun görünmek istiyordu.
Sonradan bir Sahabînin "Yâ Resûlallah Rafi' iyi ok atar" demesi ve ordudan
ayrılmasını istememesi üzerine Peygamber Efendimiz, onu da orduya aldı. Arkadaşı
Rafi'in orduya alındığını gören bir başka küçük Sahabî Semüre bin Cündüb,
babasına, "Babacığım, Resûlullah Rafi'e müsâade etti, beni ise geri çevirdi.
Halbuki ben güreşte onu yenebilirim" dedi.
Baba Mürey bin Sinan, teklifi Resûl-i Ekreme iletti. Peygamber Efendimiz
güreşmelerini istedi. Güreşte Semüre'nin Rafi'i yıktığını görünce onunda orduya
katılmasına izin verdi.571 Henüz on beş yaşlarında bulunan bu gencecik Sahabîler,
işte böylesine büyük bir şevkle mücahidler safında müşriklere karşı savaşmak
istiyorlardı.
Peygamberimizin ordusunu teftişi sona erdiği zaman, güneş de o günkü vazifesini
bitirip guruba doğru kaymaya başlamıştı. Az sonra Bilâl-i Habeşî akşam ezanını
okudu. Resûl-i Ekrem, mücahidlere namazı kıldırdı. Aynı şekilde yatsı namazı da
eda edildi. Peygamber Efendimiz geceyi burada geçirecekti. Muhammed bin Mesleme
kumandasındaki elli kişilik bir devriye birliğini de orduyu muhafaza altında
bulundurmak ve etrafı kontrol etmekle vazifelendirdi.
Resûl-i Ekrem Efendimiz, mücahidlere yatsı namazını kıldırdıktan sonra, "Bu gece
bizi kim bekleyecek?" diye sordu.
Mücahidler arasından bir ses geldi:
"Ben, yâ Resûlallah!"
Peygamber Efendimiz, "Sen kimsin?" diye sordu.
Aynı sesin sahibi, "Zekvân bin Abd-i Kays'ım" diye cevap verdi.
Resûl-i Ekrem, "Sen otur!" diye emretti.
Aradan az bir zaman geçtikten sonra Peygamber Efendimiz tekrar, "Bu gece bizi
kim bekleyecek?" diye sordu.Yine mücahidler arasından bir ses yükseldi: "Ben, yâ
Resûlallah!"
Efendimiz, "Sen kimsin?" diye sordu.
Sesin sahibi, "Ben, Ebû Seb'im," diye cevap verdi.
Peygamber Efendimiz ona da, "Sen otur" buyurdu.
Bir müddet bekledikten sonra Peygamber Efendimiz sorusunu üçüncü sefer
tekrarladı: "Bu gece bizi kim bekleyecek?"
Yine Müslümanlar arasından bir ses yükseldi:
"Ben beklerim yâ Resûlallah!"
Efendimiz, "Sen kimsin?" diye sordu.
"Ben, İbni Kays'ım" diye cevap verdi.
Peygamber Efendimiz ona da, "Sen otur!" dedi.
Aradan bir müddet geçtikten sonra Resûl-i Ekrem Efendimiz, "Üçünüz de kalkınız"
buyurdu.
Yalnız bir kişi ayağa kalktı. Bu, Zekvân bin Abd-i Kays'ti. Resûl-i Ekrem
Efendimiz, "Diğer arkadaşların nerede?" diye sorunca, Zekvân, "Yâ Resûlallah! Üç
seferinde de sorunuza cevap veren ben idim" dedi.
Bunun üzerine Resûl-i Ekrem Efendimiz ona şöyle duâ etti: "Git, sen bize
muhafızlık et! Allah da seni muhafaza etsin."
Zekvân, hemen zırhını giyindi. Kalkanını aldı. Bütün gece Peygamber Efendimizin
yanında nöbet tuttu.572