BENÎ NADİR
GAZÂSI
Hicretin 4. senesi, Rebiülevvel ayı (Milâdî 625).
Benî Nadir, Harun'un (a.s) neslinden gelen zengin ve güçlü bir büyük Yahudî
kabilesi idi. Medine'ye iki saatlik mesafede Mekke yolu üzerinde sağlam kale ve
hisarlarda otururlardı. Resûl-i Ekrem Efendimizle, İslâmiyet ve Müslümanların
aleyhinde bulunmamak, bu hususta herhangi bir düşmana yardımcı olmamak, Ayrıca
ödenecek diyetler konusunda da yardımda bulunmak üzere antlaşmaları vardı.22
Ancak buna rağmen Kureyş müşrikleri ve Medine münafıkları el altından işbirliği
yapma gayretlerinden de vazgeçmiş değillerdi. Bilhassa Uhud Harbinden sonra
müşrikler ve münafıklarla olan münasebetlerini daha da arttırmışlardı.
Daha önce bahsettiğimiz gibi, Ashabdan Amr bin Ümeyye Peygamberimizden emân
almış Amir Kabilesinden iki kişiyi yanlışlıkla öldürmüştü. Benî Nadir
Yahudilerinin altına imza attıkları anlaşmaya ne derece sadık olduklarını
anlamak maksadıyla yanına Hz. Ebû Bekir, Hz. Ömer, Hz. Ali, Hz. Zübeyr bin Avvam,
Hz.Talha bin Ubeydullah, Hz. Sa'd bin Muaz ve Hz. Üseyyid bin Hudayr'ı (r.a.)
alarak yurtlarına gitti.
Yahudiler, önce Peygamber Efendimizi müsbet ve güleryüzle karşıladılar. Hatta
kendilerine kadar gelmiş olmalarından memnunluk duyduklarını, üzerlerine düşen
görevi yerine getireceklerini bile açıkça ifade ettiler.23
Peygamber Efendimiz, Ashabıyla bir evin duvarı dibine oturdu.Peygamber
Efendimizi zahiren gayet iyi karşılayan Yahudiler ise bir köşeye çekilip
aralarında konuşmaya başladılar.
"Siz bu adamı öldürmek için, şu andan daha müsait bir durum bulamazsınız. Hemen
şu evin damına çıkarak, onun üzerine bir kaya parçası bırakıp ondan
kurtulmalıyız" dediler. Sonra da, "Hemen şimdi bu işi kim yapar?" diye sordular.
İçlerinden Amr bin Cahhaş adlı şahıs ortaya atıldı, "Ben yaparım" dedi.24
Bu esnâda ileri gelenlerinden biri olan Sellâm bin Mişkem söz aldı.
"Ey kavmim! Bu sefer sözümü dinleyiniz. Ondan sonra isterseniz her zaman bana
muhalefet ediniz" dedikten sonra, sözlerine şöyle devam etti:
"Vallahi, siz böyle bir işe teşebbüs edecek
olursanız, bu ona vahiy ile haber verilir. Bununla kendimize yazık etmiş oluruz.
Hem bu, onunla aramızdaki anlaşmayı da ihlâl sayılır. Geliniz, böyle bir
karardan vazgeçiniz. Eğer, böyle birşeye teşebbüs ederseniz, bu Yahudîlerin
kökünün kazınması, İslâmiyetin ise yükselip Kıyâmete kadar durması demek
olur."25
Peygamberlere hiyanet etmekle tanınan Yahudîler buna rağmen kararlarından
vazgeçmediler. O esnâda vazifeyi üzerine alan Amr bin Cahhaş da Peygamberimizin
üstüne taş bırakmak üzere dama çıktı.
Tam o esnâda tertiplenen suikast ve hiyaneti Cebrâil (a.s.) gelip Peygamber
Efendimize haber verdi. Resûl-i Kibriyâ Efendimiz bir ihtiyaç gidermek
istiyormuş gibi davranarak yerinden kalkıp Medine yolunu tuttu. Hatta Sahabîler,
tekrar gelecek zannıyla bir müddet orada oturdular. Gelmediğini görünce onlar da
kalkıp oradan ayrıldılar.
Bir Yahudî olan Kinâne bin Surıyâ, "Muhammed ne için kalkıp gitti, biliyor
musunuz?" diye sordu.
Yahudîler, "Hayır" dediler, "biz bilmiyoruz. Sen biliyorsan anlat."
Kinâne anlatmaya başladı. "Tevrât'a yemin olsun ki, ben, plânladığınız
suikastın, Muhammed'e haber verildiğini biliyorum. Kendinizi boşuna
aldatmayınız. Vallahi, o
Allah'ın Resûlüdür. Hem de peygamberlerin sonuncusudur. Ona,
tasarladığınız suikast haber verildiği için kalkıp gitti.
"Siz, onun Hârun Peygamberin neslinden gelmesini umuyordunuz.
Allah ise dilediğinden seçip gönderdi.
"Biz, Tevrat dersimizde en son gelecek olan 'O peygamberin doğum yeri Mekke'dir.
Hicret yeri, Yesrib'tir' diye hiç değiştirmeden yazmışızdır.
"Gelecek son peygamberin sıfatı da, buna tamamıyla uymaktadır. Kitabımızdakine
bir harf bile aykırı tarafı yoktur.
"Ondan önce, sizinle çarpışan kimse olmayacaktır. Ben, sizin eşyalarınızı
develere yükleyip göç ettiğinizi, çocuklarınızın feryatlarını, evlerinizi,
barklarınızı, mal ve mülklerinizi geride bırakarak gittiğinizi görür gibi
oluyorum.
"Geliniz, iki hususta bana itaat ediniz. Üçüncüsünde ise hayır olmadığını
biliniz."
Yahudîler merakla, "Nedir o hususlar?" diye sordular.
Kinâne, "Müslüman olmanız, Muhammed'in Ashabı arasına katılmanız. Ancak bu
suretle, evlâtlarınızı ve mallarınızı emniyet altına almış, selâmete kavuşturmuş
olursunuz. Yurdunuzdan yuvanızdan da sürülüp çıkarılmazsınız."
Bütün bunlara rağmen Yahudîler, "Biz Tevrât'tan ve Musâ'nın ahdinden asla
ayrılmayız" diye karşılık verdiler.26
Benî Nadir Yahudîlerinin plânladıkları bu suikast teşebbüsü, onların İslâma ve
Müslümanlara dost olmadıklarını ve Peygamberimizle yaptıkları anlaşmaya da
sadakat göstermediklerini açıkça ortaya koyuyuyordu. Bunun üzerine Peygamber
Efendimiz de kendilerine karşı kesin tavır takındı.
Muhammed bin Mesleme'yi huzuruna çağırdı ve ona şu emri verdi:
"Nadiroğulları Yahudîlerine git! Onlara, Resûlullah beni size, 'Yurdumdan çıkıp
gidiniz! Burada benimle birlikte oturmayınız! Siz bana, düşünülmeyecek bir
suikast plânı kurdunuz. Size on gün süre tanıyorum. Bu müddetten sonra,
buralarda sizden kim görülürse, boynunu vururum' emrini bildirmek üzere
gönderdi, de!"27
Muhammed bin Mesleme (r.a.), Nadiroğulları yurduna vardı. Resûlullahın emrini
onlara bildirmeden önce şöyle konuştu:
"Musâ Peygambere Tevrat'ı indirmiş olan Allah
aşkına doğru söyleyiniz: Muhammed Peygamber gönderilmeden önce, Tevrat önünüzde
iken, size geldiğini ve şu meclisinizde bana Yahudîliği teklif ettiğiniz zaman;
'Vallahi ben, asla Yahudî olmam' dediğimi, sizin de
buna karşılık; 'Dinimize girmekten seni alıkoyan şey nedir? Yahudî dininden
başka din yoktur. Senin aradığın, istediğin, duyup işittiğin Hanif dininin
aynısıdır o. Size gelecek peygamber, hem şeriât sahibidir, hem savaşçıdır.
Gözlerinde biraz kırmızılık vardır. Kendisi Yemen tarafından gelecek, deveye
binecek, ihrama bürünecek, az etli kemiğe kanaat edecek, kılıcı boynunda asılı
bulunacak. Konuştuğu zaman hikmetli konuşacaktır' dememiş miydiniz?"
Benî Nadir Yahudîleri, "Evet biz bunları sana söylemiştik. Ama geleceğini sana
haber verdiğimiz Peygamber bu değildir" diye karşılık verdiler.
Daha sonra Muhammed bin Mesleme, onlara Peygamber Efendimizin emrini bildirdi.
Nadiroğulları Yahudileri giriştikleri suikast teşebbüsünün kendilerine pahalıya
mal olduğunu anlamışlardı, ama artık iş işten geçmişti. Verilen emir
doğrultusunda hareket etmekten başka bir yol da yoktu. Muhammed bin Mesleme'ye,
"Göç ederiz" diyerek hazırlığa başladılar.
Bu sırada baş münafık olan Abdullah bin Übeyy'den kendilerine bir haber geldi.
Haberde şöyle deniliyordu: "Sakın mallarınızı ve yurdunuzu bırakıp gitmeyiniz.
Kalenizde oturunuz. Gerek kavminden ve gerekse sair Araplardan iki bin kişiyi
yardıma göndereceğim. Son nefeslerine kadar saflarınızda çarpışacaklardır.
Ayrıca Benî Kurayza Yahudîleri de size yardım edeceklerdir."28
Benî Nadir Yahudilerinin Küstahça Meydan Okumaları
Münafıkların reisi Abdullah bin Übeyy'in gizlice gönderdiği bu haber üzerine
Nadiroğulları göç fikrinden vazgeçtiler. Peygamber Efendimiz de, "Biz
yurdumuzdan çıkıp gitmeyeceğiz. Elinden geleni yap" diye adamlarıyla haber
gönderdiler.29
Bu açıkça ve küstahça bir meydan okuyuştu.
Peygamber Efendimiz bu haberi alır almaz "Allahü
Ekber" diyerek tekbir getirdi. Müslümanlar da Efendimizin tekbirine katıldılar.
Benî Nadir Yahudîlerini böylesine tehlikeli bir maceraya sürükleyenlerin başında
Huyey bin Ahtab geliyordu. Bu adam kavmine teselli babında şöyle diyordu:
"Pek çok mal yığdıktan sonra kalemize girer, büyük kapı ve sokakları tutarız.
Kalemize taş taşırız. Bir yıl yetecek yiyeceğimiz de var. Kalemizdeki suyumuz da
kesilecek değil."
Yahudî ileri gelenlerinden biri de Sellâm bin Mişkem'di. O, bu fikre karşı
çıktı.
"Ey Huyey," dedi, "vallahi, nefsin seni boş ve
faydasız şeylerle aldatıp duruyor, gurur ve kuruntuya düşürüyor. Gel bu işten
vazgeç. Vallahi, sen dahil hepimiz biliriz ki:
Muhammed Allah'ın Peygamberidir. Onun sıfatları da
yanınızdaki kitaplarda vardır. Onu kıskandığımızdan ve son peygamberin
Harûnoğullarından çıkmasını ümid ettiğimizden dolayı ona tâbi olmuyoruz. Gel,
bize verilen emânı kabul edelim. Yurdumuzdan çıkıp gidelim. Muhammed üzerimize
gelirse, bizi bir günde şu kalelerimizde kuşatır."
Mağrur Huyey fikrinden vazgeçmeye niyetli değildi. "Muhammed, bizi muhasara
altına alamaz. Bizi yenmeye imkân bulamadan geri döner gider. Abdullah bin Übey,
bana bir çok şeyler va'detti" diye Sellâm'a karşılık verdi.
Sellâm girilen yolun tehlikeli olduğunu biliyordu. İkazını tekrarladı:
"Abdullah bin Übey'in sözü bir şey ifade etmez. O, seni ancak helâk uçurumuna
sürüklemek, bizi Muhammed'le harbe tutuşturmak ister. Bizi harbe tutuşturduktan
sonra da evine çekilip oturur."
Huyey bin Ahtab bütün bu ikazlara kulak tıkadı, sonu pişmanlık olan gururunda
direnip durdu.30
Nadiroğullarının Muhasara Altına Alınması
Hicretin 4. senesi Rebiülevvel ayı idi. Resûl-i Ekrem EfendimizMedine'de yerine
Abdullah ibni Ümmü Mektum'u bırakıp Nadiroğulları yurduna doğru hareket etti.
Sancağı Hz. Ali taşıyordu.
Resûl-i Ekrem Efendimiz ikindi namazını Nadiroğullarının bağ ve bahçeleri
arasında kıldı. Onları muhasara altına aldı. Nadiroğulları kuvvetli kalelerine
sığınmışlardı.
Peygamber Efendimiz onlara emrini bir kez daha tekrarladı:
"Medine'den çıkıp gidiniz."
Benî Nadir, bu teklifi kabule yanaşmadı, "Ölüm, bize, senin teklif ettiğin
şeyden daha kolaydır. Ölümü göze alır teklifini kabul etmeyiz" diyerek âdetâ
meydan okudular.
Artık onlarla çarpışmaktan başka bir yol kalmamıştı. Fakat, kuvvetli kalelerine
sığındıklarından ve bu kalelerden çıkıp çarpışmayı göze alamadıklarından
çarpışmanın bir hayli güç geçeceği muhakkaktı. Bu sebeple Resûl-i Kibriyâ
Efendimiz çarpışmayı uygun görmedi. Allah'ın
izniyle bir harp planı tatbik etti. En yakın Yahudî ev ve kalelerini yıkma ve
hurma ağaçlarını yakıp kesme emrini verdi. Bu hareket, düşmanın kaleden dışarı
çıkıp çarpışmasını temin gayesiyle yapılıyordu.
Evlerinin yıkıldığını, hurma ağaçlarının kesilip yakıldığını gören Yahudîler,
"Yâ Muhammed! Sen bozgunculuğu, bozup dağıtmayı yasaklar ve yapanları
ayıplardın. Şimdi ne diye yaş hurma ağaçlarını kestiriyor ve yaktırıyorsun?"31
diye bağrıştılar.
Ömür dakikalarını bozgunculukla geçirenler, şimdi ağaç kesmenin bozgunculuk
olduğundan bahsediyorlardı. Bu bağrışmaları bir takım Müslümanları da tereddüde
sevk etti. Bunun üzerine inen âyet-i kerime meseleyi açıklığa kavuşturdu:
"Hurma ağaçlarını kesmeniz de, kesmeyip dikili bırakmanız da
Allah'ın izniyledir ve o fasıkları perişan etmek
içindir."32
Âyet-i kerimenin nazil olmasıyla, Müslümanların tereddüt ve endişeleri
giderilmiş oldu.
Bu hâdise ve bu âyet-i kerimeye dayanarak, harp icabı her çeşit yaş ağacın
yakılıp kesilmesinin mübâh olduğu âlimlerce belirtilmiştir.33
Muhasara devam ediyordu. Bu esnada başta başmünafık Abdullah bin Übeyy olmak
üzere bir çok münafık Benî Nadir Yahudîlerine, "Eğer Müslümanlara karşı direnir
ve karşı koyarsanız, biz sizi onlara teslim etmeyiz. Siz çarpışırsanız, biz de
sizinle birlikte çarpışırız.
'Siz, yurdunuzdan çıkarılırsanız, biz de sizinle birlikte çıkıp gideceğiz" diye
haber gönderdiler.
Benî Nadir Yahudîleri münafıkların bu sözlerine kandılar. Bir müddet daha
direndiler.
İşleri güçleri fitne ve fesad olan münafıkların bu hareketleri Kur'an-ı Kerim'de
şöyle açıklanmıştır:
"Kitap ehlinden olan kâfir kardeşlerine dediler ki: 'Yurdunuzdan çıkarılırsanız
biz de sizinle beraber çıkarız ve sizin aleyhinizde hiç kimseye asla itaat
etmeyiz. Harbe girerseniz mutlaka size yardım ederiz.'
Allah şâhittir ki, onlar yalancıların tâ kendisidir.
"Andolsun ki, yurtlarından çıkarıldıklarında onlarla beraber çıkmazlar.
Savaştıklarında da onlara yardım etmezler. Yardım etseler bile arkalarını dönüp
kaçarlar. Sonra da kimseden yardım görmezler."34