MÜSLÜMAN BELDELERE VALİ VE ZEKÂT MEMURLARI GÖNDERİLMESİ
Hicretin onuncu senesinde, İslâm güneşi bir çok beldede bütün
haşmetiyle parlamaya başlamıştı. Bu sırada Peygamber Efendimiz, İslâmiyetin
yayıldığı bütün beldelere vâliler ve zekât, sadaka tahsil memurları gönderdi.
Necran, Hadramut, San'a, Kinde, Sadif, Yemen, Zebid, Rima', Aden, Sahil, Cened
(Yemen) vâli ve zekât tahsil memurlarının gönderildikleri yerler arasındaydı.836
Muaz bin Cebel Yemen'e Gönderiliyor
Resûl-i Ekrem Efendimizin Müslüman beldelere vâli ve zekât tahsil memurları
gönderdiği sıradaydı. Bir gün sabah namazından sonra cemaata dönerek, "İçinizden
hanginiz Yemen'e gider?" buyurdu.
Hz. Ebû Bekir, "Ben giderim, yâ Resûlallah" dedi.
Peygamber Efendimiz hiç bir cevap vermeyip sustu. "Az sonra tekrar, "Hanginiz
Yemen'e gider?" diye sordu.
Bu sefer Hz. Ömer ayağa kalktı, "Ben giderim, yâ Resûlallah" dedi.
Peygamber Efendimiz, Hz. Ömer'e de cevap vermeyip sustu. Bir müddet bekledikten
sonra tekrar, "İçinizden Yemen'e kim gider?" diye sordu.
Muaz bin Cebel (r.a.) kalkıp, "Ben giderim, yâ Resûlallah" dedi.
Bunun üzerine Peygamber Efendimiz (a.s.m.), "Ey Muaz! Bu vazife senindir"
buyurdu.
O sırada Yemen üç vâliliğe ayrılmıştı. Hz. Muaz vâliliklerin en büyüğü olan
Cened vâliliğine tayin edilmişti. Orada kadılık yapacak, halka İslâmiyeti,
Kur'an-ı Kerim okumayı öğretecek, Yemen ülkesinde tahsil edilen zekât ve
sadakaları da vazifelilerden teslim alacaktı.
Hz. Muaz, Medine'den ayrılacağı sırada Peygamber Efendimiz ona, "Sana halli için
herhangi bir dava getirildiği zaman nasıl ve neye göre hüküm verirsin?" diye
sordu.
Hz. Muaz, "Allah'ın kitabındaki hükümlerle hüküm veririm" dedi.
Resûl-i Ekrem Efendimiz, "Eğer Allah'ın kitabında onunla ilgili bir hüküm
bulamazsan neye göre hüküm verirsin?" diye sordu.
Hz. Muaz, "Resûlullahın sünnetine göre hüküm veririm" dedi.
Resûl-i Ekrem Efendimiz bu sefer, "Resûlullahın sünnetinde de onunla ilgili bir
hüküm bulamazsan, ne yaparsın?" diye sordu.
Hz. Muaz, "O zaman, kendi görüşüme göre içtihad eder, hüküm veririm" dedi.
Resûl-i Ekrem Efendimiz bundan son derece memnun oldu. Bu memnuniyetini şöyle
ifade etti:
"Allah'a hamdolsun ki, Resûlullahın elçisini, Resûlullahın razı olduğu şeye
muvaffak kıldı."837
Yola çıkacağı sırada ise Peygamber Efendimiz, Hz. Muaz'a şu emir ve tavsiyelerde
bulundu:
"Sen Ehli Kitap bir kavmin yanına gidiyorsun. Onları, bir olan
Allah'a îmân ve
benim de Resûlullah olduğuma şehâdete dâvet et.
Eğer bunu kabul ederlerse, onlara, Allah'ın her gün ve gecede beş vakit namazı
farz kıldığını bildir.
"Eğer bunu da kabul ederlerse, Allah'ın kendilerine, zenginlerden alınıp
fakirlere verilecek zekâtı farz kıldığını bildir. Eğer, bunu kabul ederlerse,
sakın mallarının en kıymetlilerini alma!
"Mazlumun duâsından sakın! Çünkü, bu duâ ile Allah Taâlâ arasında bir perde
yoktur."838
Bu sırada Muaz bin Cebel Hazretleri de Efendimizden bazı tavsiyelerde
bulunmasını istedi, "Yâ Resûlallah! Bana tavsiyelerde bulun" diye ricada
bulundu.
Resûl-i Ekrem Efendimiz, "Her ne halde ve nerede olursan ol,
Allah'tan kork!"
buyurdu.
Hz. Muaz, " Yâ Resûlallah! Bana biraz daha tavsiyelerde bulun" dedi.
Resûl-i Ekrem Efendimiz bu sefer, "Günahın arkasından hemen iyilik ve hayır
yetiştir ki, onu yok etsin!"
Hz. Muaz, "Yâ Resûlallah! Bana tavsiyelerini arttır" diye dileğini tekrarladı.
Peygamber Efendimiz, "İnsanlara, güzel ahlâk ile muâmelede bulun!" buyurdu.839
Resûl-i Ekrem Efendimizin, Hz. Muaz ile beraberinde gönderdiği Ebû Mûsa
el-Eşarî'yi uğurlarken de son tavsiyesi şu oldu:
"Kolaylaştırınız! Zorlaştırmayınız! Müjdeleyiniz, nefret ettirmeyiniz!
Birbirinizle anlaşın, iyi geçinin, ihtilâfa düşmeyin!"840
Hz. Ali'nin Yemen'e Gönderilmesi
Hicretin 10. senesi, Ramazan ayı. (Milâdî 631.) Bu tarihte Resûl-i Ekrem
Efendimiz, Hz. Ali'ye, Yemen'de bulunan Mezhiçlere gidip onları İslâmiyete dâvet
etmek vazifesini verdi. Hz. Ali ile birlikte üç yüz süvari vardı.841
Peygamber Efendimiz, uğurlayacağı sırada Hz. Ali, "Yâ Resûlallah! Nasıl
yapacağım?" diye sordu.
Peygamber Efendimiz şu tâlimatı verdi:
"Onların topraklarına girinceye kadar yürü. Mıntıkalarına girince onları 'Lâ
ilâhe illallah' demeye dâvet et.
"Eğer, 'Lâ ilâhe illallah' derlerse, onlara namazı emret. Zekâtlarını da alarak,
fakirlerine dağıt. Başka bir şey de isteme. Şunu da bil ki,
Allah'ın senin
vasıtanla bir kimseye hidâyet ihsan etmesi, sana üzerinde güneşin doğduğu her
şeyden Allah'ın yanında daha hayırlıdır. Onlar seninle çarpışmadıkça sen de
onlarla çarpışma!"842
Hz. Ali, bu emir üzerine mâiyetindeki mücahidlerle Yemen mıntıkasına vardı.
Kendisini karşılayan halkı Müslüman olmaya çağırdı. Halk bu dâvete icabet
etmeyerek karşı koydu.
Bunun üzerine Hz. Ali, ordusunu düzene soktu ve onlarla çarpıştı. Mücahidlere
karşı duramayan düşman, sonunda dâvete icâbet etmeye mecbur kalıp, Müslüman
olmayı kabul etti.
Reislerinden bazıları gelerek Müslüman olduklarını ve arkalarında bulunan
kabilelerinin de temsilcileri bulunduklarını bildirdiler. Zekâtlarını da getirip
Hz. Ali'ye teslim ettiler.
Hz. Ali daha sonra, Vedâ Haccı sırasında gelip Peygamberimize kavuştu.843
836. Sîre, 4:246; Taberî, 3:167.
837. Tabakât, 3:584; Müsned, 5:230; ibn-i Kesîr, Sîre, 4:199.
838. Müsned, 1:233; Buharî, 3:73; Müslim, 1:150; Tirmizî, 3:21.
839. İbn-i Kesîr, Sîre, 4:194-195.
840. Buharî, 3:72.
841. Tabakât, 2:169; Taberî, 3:159; İnsanü'l-Uyûn, 3:225.
842. Megazî, 3:1079.
843. Müsned, 3:320.