Selâmı Alınmayan Sahabîler
Hz. Kâ'b bin Mâlik, Hz. Mürâre bin Rebi' ve Hz. Hilâl bin Ümeyye, üçü de samimi, sağlam birer Müslümandı. Fakat üçü de, meşru bir özürleri olmaksızın, sırf ihmâlkârlıklarının eseri olarak Tebük Seferine çıkan orduya katılmayıp Medine'de kalmışlardı.
Kâ'b bin Mâlik, Ensarın Hazreç Kabilesinden olan şâirdi. Akabe Bîatında bulunan üç şâirden biriydi. Harplerde kahramanlık duygularını harekete geçiren hamasî şiirler söylerdi.783 Tebük Seferine kadar Bedir hariç diğer bütün savaşlara katılmıştı. Hatta Uhud günü, her tarafın birbirine karıştığı o dehşetli anda Resûl-i Kibriyâ Efendimizi miğferi altında parlayan mübârek gözlerinden o tanıyıp Ashaba haber vermiş, onların toparlanması için seslenmişti. O günkü çarpışmada on bir yara da almıştı.784
Mürâre bin Rebi' ile Hilâl bin Ümeyye de Ashabı Bedir'den, örnek ahlâk ve fazilet sahibi iki Sahabî idi.785
Bu üç kişiden biri olan Kâ'b bin Mâlik (r.a.) seferden geri kalışım şöyle anlatır:
"Resûlullah (a.s.m.), bu savaşı (Tebük Savaşını) meyvelerin olgunlaştığı ve ağaç gölgelerinin altında serinleme arzusunun şiddetlendiği bir zamanda yaptı. Resûlullahla beraber bütün Müslümanlar harbe hazırlandılar.
"Ben de onlarla birlikte sefere hazırlanmak için sabahleyin evden çıkıp dolaşırdım. Fakat hiç bir iş görmeden akşam üzeri döner geri gelirdim.
"Kendi kendime; 'Hazırlanmağa imkânım, kudretim ve henüz zamanım da var' derdim. Bu ihmalcilik bende durmayıp devam etmişti. Nihâyet herkes gerçekten hazırlandı. Ve bir sabah Resûlullah (a.s.m.) ile Müslümanlar sefere çıktılar. Halbuki ben, o âna kadar, savaş teçhizatımdan hiç birini hazırlamamıştım. Yine kendi kendime; 'Bir iki gün sonra hazırlanır, onlara yetişirim' diyordum.
"Ordu, Medine'den ayrılıp gittikten sonra hazırlanmak için sabah erkenden kalktım. Fakat yine eskisi gibi bir türlü hazırlık yapamadım. Bu durumum Müslümanlar gidinceye ve savaş bitinceye kadar böyle devam etti. Binip gitmeyi, onlara yetişmeyi düşündüm, keşke bunu olsun yapsaydım. Fakat bir türlü muvaffak olamadım."786
Geri kalan diğer iki Sahabînin de durumları bundan farksızdı. Hiç biri kötü niyetle geri kalmış değildi. Ancak, ihmalkâr davranmışlar ve ordudan geri kalınışlardı. Bu durum da onların acı bir imtihan ve sıkıntı geçirmelerine sebep oluyordu.
Resûl-i Ekrem Efendimiz, henüz Mescidi Saâdetlerinde iken bu üç Sahabî af dilemeye geldiler. Ne için geri kaldıklarını açık açık anlattılar.
Hz. Kâ'b bin Mâlik af dilemeye gittikleri o ânı şöyle anlatır:
"Resûlullah (a.s.m.) sabahleyin geldi. Herhangi bir seferden döndüklerinde önce mescide gider, orada iki rekât namaz kılar, ondan sonra da Müslümanlarla otururdu.
"Yine aynı şekilde iki rekât namaz kılıp Müslümanlarla oturduğunda, harbe iştirak etmemiş olarılar ona gelerek yemin ettiler ve özür beyânında bulundular. Bunlar seksen kadardı. Resûlullah (a.s.m.), onların sözlerine ve zahire bakarak beyân ettikleri özürlerini yerinde görüp, onlar için Allah'tan af diledi ve işin iç yüzünü ve hakikatını Allah-u Teâlaya havale etti.
"O sırada ben de huzura geldim. Resûlullah Aleyhisselâma selâm verince acı bir tebessümle gülümsedi. Sonra bana, 'Gel bakalım' diye buyurdu.
"Yürüdüm, önüne oturdum. Bana, 'Seni harpten alıkoyan sebep neydi? Sen Akabe'de bîat etmiş değil miydin?' buyurdu.
"'Evet, vallahi, yâ Resûlallah! Size her hal ü kârda yardım etmeye söz verdim. Yâ Resûlallah! Allah'a yemin ederim ki, sizden başka şu dünyada insanlardan herhangi birisinin karşısında otursaydım, alelâde bir özür ileri sürerek onun gazabından kendimi kurtarmayı başarırdım.
Çünkü, ben Allah'ın inayeti ile kuvvetli bir hitabete sahibim. Bugün sana yalan söylesem şu anda beni mâzur görürsün. Fakat birgün Allah sana işin hakikatini bildirirse yine bana kızarsın. Eğer huzurunuzda doğruyu söylersem, yine kızacaksınız. Ama ben bu hususta Allah'ın affını diliyorum. Hayır, hiç bir mazeretim yoktu. Şunu da belirteyim ki, hiçbir zaman sefere çıkıldığı andaki kadar kuvvetli ve varlıklı da olmamıştım."787
Resûl-i Ekrem Efendimiz (a.s.m.) Kâ'b Hazretlerinin bu konuşmasından sonra, "İşte bu doğruyu söyledi. Kalk git; Allah senin hakkında bir hüküm verinceye kadar bekle"788 buyurdu.
Diğer iki Sahabî de Kâb Hazretleri gibi konuştular. Peygamber Efendimiz (a.s.m.), onlara da gidip Allah'ın haklarında indireceği hükme kadar beklemelerini söyledi.789

Görüşme Yasağı
Resûl-i Ekrem, Allah'ın kendisine vahiy ile bildireceği hükme kadar, diğer Müslümanların bu üç kişi ile görüşüp konuşmalarını da yasakladı.790
Bu yasak üzerine, artık herkes onlardan kaçıyordu. Görüşmek istedikleri kimseler, hattâ akrabaları bile kendileriyle görüşmek, konuşmak istemiyorlardı. Hattâ selâmlarını bile almıyorlardı. Artık yeryüzü bütün genişliğine rağmen onlara dar gelmeye, ruhlarını sıkmaya, kalblerini sıkıştırmaya başlamıştı.
Kâ'b bin Mâlik, bu hazin ve sıkıntılı halini ise şöyle tasvir eder:
"Resûlullah (a.s.m.), harbe iştirak etmeyen ben ve diğer iki zatla Müslümanların konuşmalarını yasakladı. İnsanlar bizden kaçıyordu. Bize karşı tutumları başkalaştı. Bu yüzden dünya beni sıkmaya başladı. Dünya, artık tanıdığım o dünya değildi sanki. Bu durumumuz tam elli gün devam etti.
"İki arkadaşım kaderlerine rıza göstererek evlerinde oturup günlerini ağlayarak geçiriyorlardı. Ben ise onlardan daha genç ve güçlü idim. Dışarı çıkıyor, Müslümanlarla beraber namaz kılıyor, sokaklarda çarşılarda dolaşıyordum. Fakat, bir tek kişi bile benimle konuşmuyordu. Namazdan sonra Sahabîleriyle sohbete başlayan Resûlullaha (a.s.m.) selâm veriyordum ve kendi kendime; 'Acaba selâm almak için dudakları kımıldadı mı, kımıldamadı mı?' diye soruyordum.
"Sonra Resûlullahın (a.s.m.) yakınında namaz kılıyor, yan gözle kendisini kolluyordum. Ben namaza durduğum zaman Resûlullah bana bakıyor. Onun tarafına döndüğüm zaman da benden yüz çeviriyordu."791
İşte bu üç Sahabî böylesine acı ve ibretli bir imtihana tabi tutulmuşlardı.
Hatta oldukça ibret vericidir ki: Hiç kimsenin kendisiyle görüşmek istemediğini gören Kâb' Hazretleri bir gün amcası oğlu Ebû Katâde'nin yanına varır. Selâm verir. Ebû Katâde onun selâmını almaz. Hz. Resûlullahın selâmını almadığı kimsenin selâmını Ebû Katâde nasıl alabilirdi? İsterse en yakın akrabası, isterse öz kardeşi olsun! Ashabı Kirâmın, Hz. Resûlullaha olan muhabbet ve sadakatlerinin bariz bir misâlidir bu.
Hz. Kâ'b bin Mâlik, selâmını almayan Ebû Katâde'ye, "Allah için olsun söyle, Allah'ı ve Resûlünü ne kadar çok sevdiğimi biliyorsun değil mi?" diye sorar.
Ebû Katâde, tek kelime bile cevap vermez. İkinci kez sorar. Ebû Katâde yine tek kelime konuşmaz. Üçüncü sefer sorunca sadece, "Allah ve Resûlü daha iyi bilir" diye cevap verir.
Çok sevdiği amcası oğlu Ebû Katâde'den bu cevabı alan Kâ'b, tabii ki göz yaşlarını tutamaz ve gözleri yaşlı olarak oradan uzaklaşır.792
Henüz Kâ'b ve arkadaşları Allah'ın Resûlü ve Müslümanların kendilerine karşı takbik ettikleri her türlü boykottan kurtulmuş değillerdi. Bu sırada Gassan Hükümdarı Hıristiyan Cebele bin Eyhem'den kendisine bir mektup geldi. Mektupta kendisine hitaben şöyle deniliyordu:
"Haber aldığıma göre sahibin (Peygamberimiz) sana cefâ ve ezâ ediyormuş. Allah seni hakaret görecek ve hakkın zayi olacak bir mevkide (tahkir ve tezlil için) yaratmamıştır. Orada durma, bize gel! Sana şanına lâyık bir sûrette hürmet ve ihsanda bulunuruz."793
Hz. Kâ'b mektubu okuyunca kendi kendine, "Bu da bir başka imtihandır" dedi ve mektubu ânında yırtıp yakarak794 Hz. Resûlullaha olan sadakâtını bir kere daha ortaya koydu.

Bir Yasak Daha

Kâ'b (r.a.) ve iki Sahabînin tutuldukları imtihan, çilelerinin kırkıncı günü bittikten sonra daha da şiddetlendi. Resûl-i Ekrem Efendimiz onlara şu haberi gönderdi:
"Bundan böyle hanımlarına da asla yaklaşmayacaklardır!"795
Bu emri alan Hz. Kâ'b, hanımına, "Bu hususta Allah'ın hükmü gelinceye kadar git babanın evinde, kal!" diye emretti.796
Gerçekten Kâ'b bin Mâlik ile diğer iki Sahabî Mürâre bin Rebi' ve Hilâl bin Ümeyye çok çetin imtihanlara tâbi tutuluyorlardı ve bu imtihanlarla Allah'a ve Resûlüne karşı olan sadakâtlarının derecesi ölçülüyordu. Görüldüğü gibi onlar da kendilerine yakışan sadakâtı göstermekte asla tereddüt göstermiyorlardı.

Sahabî Kadındaki Feraset
Üç kişiden biri olan Hilâl bin Ümeyye hizmetini kendisi göremeyecek kadar yaşlıydı. Bu muâmeleye mâruz kalışından dolayı durmadan ağlıyordu. Yemiyor, içmiyordu. İçtiği bir yudum su veya birazcık süttü.
Kendisine bu emir tebliğ edilince hanımı çıkıp Hz. Resûlullahın huzuruna geldi:
"Yâ Resûlallah" dedi, "Hilâl bin Ümeyye, kendi işini göremeyecek kadar yaşlanmış bir ihtiyardır. Hizmet edecek kimsesi de yoktur. Acaba, sadece ona hizmette bulunmama müsaade eder misiniz?"
Resûl-i Ekrem Efendimiz, "Kendine yaklaştırmamak şartıyla, hizmet edebilirsin"797 buyurdu.
Kadın, "Yâ Resûlallah," dedi, "vallahi, onun ne bana, ne de hiç bir şeye doğru kımıldayacak hali var. Vallahi, bu muameleye mâruz kalışından beri de durmadan ağlıyor. Gözlerini kaybedeceğinden korkuyorum."798

Beklenen Hüküm
Nihayet, bu üç Sahabînin çektikleri çilenin ellinci günü tamamlanmıştı. Cenâb-ı Hak, Resûlüne onlar hakkındaki hükmünü göndererek tevbelerinin kabul edildiğini şöyle müjdeledi:
"Haklarında hüküm bırakılmış olan üç kişiye de Allah tevbe nasip etti. Öyle ki, yeryüzü, o kadar genişliğiyle beraber onlara dar gelmiş, kalbleri sıkıştıkça sıkışmış ve Allah'ın azâbından kurtulmak için Ondan başka sığınacak bir yer olmadığını anlamışlardı. Sonra Allah onlara pişman olup dönmeleri için tevbe nasip etti. Muhakkak ki Allah, tevbeleri çokça kabul edici ve kullarına merhamet edicidir."799
Cenâb-ı Hakkın, kendilerini affetmiş olduğunu bildirmesiyle bu üç zatın elli gün süren acı ve ızdıraplı imtihanı bitmiş oluyordu.
Resûl-i Ekrem Efendimiz, sabah namazını kıldıktan sonra, Cenâb-ı Hakkın malûm üç kişinin tevbelerini kabul buyurduğunu Ashab-ı Kirama bildirdi.
Bunun üzerine, Zübeyr bin Avvam (r.a.) atına atlayarak son sürât Kâ'b bin Mâlik'i, Said bin Zeyd ise Hilâl bin Ümeyye'yi müjdelemeye gitti.O sırada Kâ'b bin Mâlik evinde oturuyordu. Düşünceliydi. Dünya Bütün genişliğine rağmen ona dar geliyor ve ruhunu âdeta tutmuş sıkıyordu. Tam bu esnada Hz. Zübeyr yetişip müjdeyi verince, birden secdeye kapandı. Artık üzerindeki bütün sıkıntılar gitmişti. O küçücük evi sanki bir dünya gibi genişlemişti. Ruhundaki sıkıntı, yerini ferah ve sürura terk etmişti. Sevincinden üzerindeki elbisesini çıkarıp Hz. Zübeyr'e giydirdi.800
Tevbesinin kabul olunduğunu duyan Hilâl bin Ümeyye de derhal secdeye kapandı. Uzun bir süre başını secdeden kaldırmadı. Müjdeyi veren Sahabî der ki: "Sevincinden can verdiğini sandım."
Mürâre bin Rebi'yi de bir başka Sahabî müjdeledi.
Kâ'b bin Mâlik, bizzat gidip tevbesinin kabul olunduğunu bir kere de Peygamber Efendimizden öğrenmek istiyordu. Bunun için Mescid-i Nebevînin yolunu tuttu. Her gören kendisine, "Allah, tevbeni kabul etti, müjdeler olsun sana, ey Kâ'b!" diyordu.
Kâ'b, mescide vardı. Selâm verip Hz. Resûlullahın huzurunda diz çöktü. Resûl-i Ekrem Efendimizin de yüzü sevinçten gülüyordu. Kâ'b'ın selâmını tatlı bir tebessümle birlikte aldı. Sonra da, "Müjde, ey Kâ'b! Bugün, annenden doğduğun günden beri yaşadığın günlerin en hayırlısı, en mesûdudur" diye buyurdu.
Kâ'b bin Mâlik, "Yâ Resûlallah! Bu müjde senden mi, yoksa Allah'tan mı?" diye sordu.
Peygamber Efendimiz, "Benden değil, doğrudan doğruya Allah katından"801 diye buyurdu.
Mânevî sıkıntıdan kurtulan Kâ'b, son derece memnun ve mesrurdu, "Yâ Resûlallah! Tevbem kabul olunduğu için Allah ve Resûlü yolunda sadaka olarak malımı dağıtmak istiyorum" dedi.
Peygamber Efendimiz bu teklife, "Malımın bir kısmını kendine alıkoy. Böylesi senin için daha hayırlıdır"802 cevabını verdi.

708. Tabakât, 2:165.
709. Sîre, 4:159; Tabakât, 2:165.
710. Tabakât, 2:165.
711. Tirmizî, 5:615.
* Bir dirhem, üç gramdır.
712. Tirmizî, 5:615.
713. A.g.e., 5:615; Üsdü'l-Gâbe, 3:327
714. Sîre, 4:161.
715. Taberî, 10:197.
716. Üsdü'l-Gâbe, 3:315-316.
* Sa': 1040 dirhemlik bir hububat ölçeğidir. Bir dirhem 3 gram olduğuna göre, bir Sa' 3.120 gram demektir.
717. Taberî, 10:194-195.
718. İsâbe, 2:500.
719. İbn-i Kesir, Sîre, 4:9.
720. Megazî, 3:991-992.
721. Sîre, 4:161; Tabakât, 2:165.
722. Sîre, 4:161; Tabakât, 2:165.
723. Tevbe Sûresi, 92.
724. Sîre, 4:161-162.
725. Megazî, 3:1041.
726. Sîre, 4:160.
727. Tevbe Sûresi, 81.
728. Tevbe Sûresi, 49.
729. Tevbe Sûresi, 45.
730. Tevbe Sûresi, 47.
731. Sîre, 4:162; Tabakât, 2:166.
732. Sîre, 4:162; Tabakât, 2:165.
733. Tabakât, 3:25.
734. A.g.e., 3:24; Buharî, 3:86.
* Harun, Musâ, Tur Dağına çıktıkları zaman geride kavminin idaresine bakmak üzere kardeşi Hz. Harun'u bırakmıştı. (Geniş bilgi için bkz.: B. Ateş, Peygamberler Tarihi, s. 367-438.)
735. Tabakât, 3:24; Buharî, 3:86.
* Resûl-ü Ekrem Efendimizin, bu son gazalarında en büyük sancağı Hz. Ebû Bekir'e vermesinin, vefatlarından sonra onun ilk halife olacağına latif bir işaret olduğu zikredilmiştir.
736. Sîre, 4:163.
737. A.g.e., 4:16; Tabakât, 3:24-25.
738. Sîre, 4:163; Tabakât, 24.
739. Sîre, 4:163; Tabakât, 25.
740. Sîre, 4:162; Taberî, 3:143.
741. Sîre, 4:167; Taberî, 3:145.
742. Sîre, 4:167; isâbe, 4:64.
743. Tevbe Sûresi, 34.
744. Tabakât, 4:233-234.
745. Sîre, 4:168; Tabakât, 4:235.
746. Sîre, 4:165.
747. A.g.e., 4:165; Buharî, 3:90; Müslim, 4:2286.
748. Şîre, 4:164-165; Taberî, 3:144.
749. İbn-i Kesir, Sîre, 4:16.
750. Zâdü'l-Mead, 1:156.
751. Sîre, 4:165-166; Taberî, 3:144; ibn-i Kesir, Sîre, 4:16.
752. Sîre, 4:166.
753. A.g.e., 4:166.
754. Sîre, 4:167; İbn-i Kesîr, Sîre, 4:16-17.
755. Şifâ, 1:650-651.
756. Sîre, 4:163; Taberî, 3:144.
757. Sîre, 4:164; Taberî, 3:144.
758. Müsned, 3:37; İbn-i Kesîr, Sîre, 4:23-25.
759. Müsned, 3:416; Müslim, 4:1737-1738.
760. İnsanü'l-Uyûn, 3:119.
761. Müsned, 3:304, 5:248; Buharî, 1:70; Müslim, 1:370; Sünen, 1:210-211.
762. Sîre, 4:169-170; Taberî, 3:146.
763. Sîre, 4:169-170; Taberî, 3:146.
764. Sîre, 4:169-170; Taberî, 3:147.
* Eyle, ilk Yahudi şehirlerindendir. Hz. İbrahim'in (a.s.) torunu Eyle'den dolayı bu isimle anılmıştır. Hicaz'ın sonu ve Şam'ın başlangıcıdır.
765. Uyunü'l-Eser, 2:221.
766. Tabakât, 1:289.
767. Sîre, 4:169; Tabakât, 1:289-290.
768. Müsned, 3:11; Müslim, 1:57; ibn-i Kesîr, Sîre, 4:17.
769. Sîre, 4:170; Tabakât, 2:168; Taberî, 3:147.
770. İbn-i Kesîr, Sîre, 4:36.
771. Megazî, 3:1043-1044.
772. Sîre, 4:174; Taberî, 3:147.
* Ebû Amir, başmünafık Abdullah bin Übeyy bin Selûl'ün yakın akrabası idi. Cahiliyye Devrinde ruhbanlığa özenirdi. Peygamber Efendimize (a.s.m.) peygamberlik verilince bunu kıskanmaya başladı. Peygamber Efendimiz hicretle Medine'ye gelince, o, etrafına topladığı bir kaç adamla Medine'ye gitti. Bedir Savaşında Müslümanlara karşı savaştı. Bizzat Peygamber Efendimiz ona 'fasık' adını taktı. Mekke'nin fethinden sonra Şam'a gitti.
773. Zâdü'l-Mead, 3-12.
774. Sîre, 4:174; Taberî, 3:147.
775. Sîre, 4:174; Taberî, 3:147.
776. Tevbe Sûresi, 107-110.
777. Sîre, 4:174; Taberî, 3:147.
778. Sîre, 4:174; Taberî, 3:147.
779. Tabakât, 2:168; Megazî, 3:1056-1057; Müsned, 3:341; Sünen, 3:12.
780. Müsned, 5:425; Müslim, 2:1011.
781. Zadü'l-Mead, 3:12; İnsanü'l-Uyûn, 3:123.
782. Tabakât, 2:167.
783. Üsdü'l-Gâbe, 4:248; İsâbe, 3:302.
784. Üsdü'l-Gâbe, 4:247.
785. A.g.e., 4:343.
786. Sîre, 4:176; Buharî, 3:87.
787. Sîre, 4:177; Buharî, 3:87-88.
788. Sîre, 4:178; Buharî, 3:88.
789. Sîre, 4:178; Buharî, 3:87.
790. Sîre, 4:178; Buharî, 3:87.
791. Sîre, 4:178; Buharî, 3:88.
792. Sîre, 4:178; Müsned, 3:458; Buharî, 3:88.
793. Sîre, 4:178; Müsned, 3:458; Buharî, 3:88.
794. Sîre, 4:179; Buharî, 3:88.
795. Sîre, 4:179; Buharî, 3:88.
796. Sîre, 4:179; Buharî, 3:88.
797. Sîre, 4:179; Buharî, 3:88.
798. Sîre, 4:179; Buharî, 3:88.
799. Tevbe Sûresi, 118.
800. Sîre, 4:180; Buharî, 3:89.
801. Sîre, 4:180; Buharî, 3:89.
802. Sîre, 4:180; Müsned, 3:459; Buharî, 3:89.

Kainat' ın Efendisi (ASM)