ŞÂİR KA'B BİN EŞREF'İN ÖLDÜRÜLMESİ
Kâ'b bin Eşref, muhteris bir Yahudî, meşhur bir şâirdi.
Bilhassa muhteşem Bedir muzafferiyetinden sonra, kıskançlık ve düşmanlığından
Peygamberimiz ve Müslümanları hicveder dururdu. Mekke'ye giderek de müşrikleri
Müslümanlara karşı tahrik eder Bedir'de öldürülen müşrikler için mersiyeler
düzerek onların intikam ve düşmanlık hislerini kabartmaya çalışırdı. Medine'de
ise, Müslümanların kız ve hanımlarına dil uzatacak kadar küstahlık ederdi.
Şiir ve hitabetin Arap hayatında büyük rol oynadığından daha evvel bahsetmiştik.
O günün şiir ve hitabeti bugünün matbuâtı seviyesinde tesir icrâ ediyordu.
Dolayısıyla bu Yahudî şairin İslâm düşmanlığı yalnız kendisine ait kalmıyor,
etrafa da sirayet ediyordu. Bu bakımdan Resûl-i Ekrem bu menhus adamın şiirleri
üzerinde fazlasıyla duruyor, önüne geçmek için çareler arıyordu.
Kâ'b'ın, yalnız şiirleriyle İslâm düşmanlığı yapmakla iktifa etmediğini, hattâ
Peygamberimizin vücudunu ortadan kaldırmak için menfur bir planla suikast
tertiplediği de kaynaklarda yer almaktadır.
Böyle bir adamın vücudu, İslâmiyet için zarardı. Bu bakımdan da yok edilmesi
gerekiyordu.
Bu işi Resûl-i Ekremin müsaâdesiyle Ashabdan Muhammed bin Mesleme iki - üç
arkadaşıyla üzerine aldı. Bir gece vakti evine giderek onu öldürdüler.(625)
Kâ'b bin Eşref gibi şöhret sahibi birinin öldürülmesi Yahudîler arasında büyük
bir panik meydana getirdi. Kabilesinden bazıları Hz. Resûlullahın huzuruna
çıkarak, Kâ'b'ın masum olduğunu, öldürülmeyi hak etmediğini şikayet suretinde
arzedince, aldıkları cevap şu oldu:
"O, bizi hicv ve Müslümanlara diliyle eziyet etti. Müşrikleri de bizimle harbe,
bizimle uğraşmaya teşvik etti."542
Bu hâdiseden sonradır ki, tarihte fitne ve fesad çıkarmakla meşhur olan
Yahudîler, bir nebze de olsa Peygamber Efendimiz ve Müslümanlara karşı hürmetkâr
ve yumuşak davranmaya başladılar. Açıktan açığa hakaret ve tahrikte
bulunmadılar, ama âdeta kanlarına karışmış bozgunculuk mesleklerinden gizli ve
âşikar hiç bir zaman da vazgeçmediler.
Yeni Gazâ ve Seriyyeler
Gatafan Gazâsı
Hicretin 3. senesi, Rebiülevvel ayı.
Bedir muzafferiyeti, Peygamberimizle sulh anlaşması akdetmemiş bulunan civar
Arap kabilelerini de kara kara düşündürüyordu. Büyük kuvvet kazanmış bulunan
Müslümanların bir gün kendilerinin de kapısını çalabileceği endişesini
taşıyorlardı. Bu bakımdan Bedir Harbinden sonra etraftaki Arap kabilelerinde bir
hareket göze çarpar. Bu hareketlenme sonucu cereyan eden gazalardan biri de
Gatafan ve Anmar gazâlarıdır.
Benî Muharib yiğitlerinden sayılan Haris oğlu Du'sur (diğer namıyla Gavres),
Gatafan Kabilesine mensup Sa'lebe ve Muharipoğullarından çok sayıda adam
toplayarak Medine üzerine baskın düzenlemeye karar verdi. Maksat, güyâ
Müslümanlara göz dağı vermek ve bir de Medine civarında bulabilirse bir şeyler
yağmalamaktı.543
Resûl-i Ekrem Efendimiz, durumu derhal haber aldı. Medine'de yerine vekil olarak
Hz. Osman bin Affan'ı bırakarak, aralarında atlıların da bulunduğu dört yüz elli
kişilik bir kuvvetle çapulcu müşrikler üzerine yürüdü. Ancak, Peygamberimizin
gelmekte olduğunu duyan yağmacılar kaçıp tepelere sığınmışlardı. O anda kimse
görülmedi. Sadece Sa'lebeoğullarından Cabir adında biri esir edildi. Durum
kendisinden öğrenildi. Daha sonra İslâma dâvet edildi. O da kabul edip Müslüman
oldu.544
Gavres'in Suikast Teşebbüsü
Çapulcuların tepelere sığındığını öğrenen Peygamber Efendimiz bir müddet burada
beklemeyi uygun gördü. Bekleme esnasında bir ara sağanak halinde yağmur yağdı.
Efendimizin elbiseleri ıslandı. Kuruması için elbiselerini çıkarıp bir ağacın
dalına astı, kendisi de istirahat maksadıyla ağacın altına, yanı üzerine
uzanıverdi.
Baskın düzenlemek isteyenler tepeden Resûl-i Ekremi gözlüyorlardı.
Peygamberimizin zırhını çıkarıp ağacın altına istirahata çekildiğini, yanında da
kimsenin bulunmadığını farkedince, heyecan ve sevinç içinde reisleri Gavres'e
haber verdiler:
"İşte eline bir daha geçmez bir fırsat! Muhammed, Ashabının yanından ayrılıp tek
başına kaldı. Ashabı gelip onu korumaya çalışıncaya kadar biz işini bitiririz!"
Gavres, derhal harekete geçti. Kimse görmeden, tam Peygamber Efendimizin başı
üzerine geldi. Yalın kılıç elinde olduğu halde, "Kim, seni benden kurtaracak?"
dedi.
Resûl-i Ekrem, "Allah" buyurdu.Sonra da şöyle duâ etti:
"Allah'ım! Beni onun şerrinden koru!"
Gavres, birden iki omuzu ortasına gaibden bir darbe yedi. Kılıç elinden düştü ve
kendisi de yere yuvarlandı. Bu sefer Fahr-i Âlem Efendimiz kılıcı eline aldı ve
"Şimdi seni kim kurtaracak" dedi.
Gavres, "Hiç kimse" dedi. Sonra da, "Şehadet ederim ki, Allah'tan başka ilâh
yoktur ve Muhammed de Onun Resûlüdür. Artık, bundan sonra hiçbir zaman senin
aleyhinde kimseyi toplamayacağım" diyerek Müslüman oldu.
Bunun üzerine Resûl-i Zişan Efendimiz de Gavres'i affetti. Gavres giderken, bir
ara Resûl-i Ekrem Efendimize döndü ve, "Vallahi, sen benden daha hayırlısın"
dedi.
Peygamber Efendimiz, "Elbette, ben, buna senden daha lâyıkım" buyurdu.
Cesur ve pek cüretkâr olan Gavres kavmine dönünce, onlar şaşkınlık içinde, "Ne
oldu sana, neden bir şey yapamadın?" diye sordular.
Gavres onlara başından geçenleri anlattıktan sonra ilâve etti:"Vallahi, ben
şimdi insanların en iyisinin, en hayırlısının yanından geliyorum!"545
Bir ay kadar süren seferden sonra Peygamberimiz Medine'ye geri döndü.546
Karde Seriyyesi
Hicretin 3. senesi, CemaziyelâhirPeygamber Efendimizin etrafa hâkim olması
üzerine müşrikler ticaret yollarını değiştirmek mecburiyetinde kalmışlardı.
Sahil yoluyla Şam ticareti tehlikeye düştüğünden, Irak yoluyla Şam'a gitmeyi
daha uygun ve emin bulmuşlardı.Hazırladıkları bir kervanı bu yolla Şam'a
göndermişlerdi. Kervanla birlikte gidenlerin, içinde Kureyşin ileri
gelenlerinden Safvan bin Ümeyye, Abdullah bin Ebî Rabiâ da vardı.Tam o sırada
müşriklerden biri Medine'ye geldi ve Yahudînin birinin evinde misafir kaldı.
Kimbilir onunla Müslümanlar aleyhinde hangi planı kurmak veya müşriklerin
aldıkları hangi kararı veya tertipledikleri hangi planı iletmek için gelmişti.
İçtiler, konuştular, eğlendiler. Bu arada müşrik farkında olmadan bahsi geçen
kervanın Irak yoluyla Şam'a gönderildiğini ağızdan kaçırdı. Tam bunu anlatırken
oradan Ashabdan Salih bin Nu'man geçiyordu. Haberi duydu ve derhal Hz.
Resûlullahın huzuruna vararak durumu kendilerine arzetti.
Mevsim kıştı. Peygamber Efendimiz, yüz kişilik bir süvari kuvveti hazırladı.
Kumandanlığına Zeyd bin Hârise Hazretlerini tayin etti. Pazardan köle olarak
satın alınan, sonradan Peygamberimizin evlâdlık edindiği Zeyd, şimdi yüz kişilik
bir Sahabî müfrezesinin kumandanı olmuştu. Bu, İslâmın vazife vermede, makam ve
mevki sahibi kılmada, fakir zengin, köle efendi ayırımı gözetmeden tatbik ettiği
adalet ve liyakat prensibinin şaheser bir misalidir!.
Seriyyenin teşkil maksadı kervanı yakalamaktı. Zeyd bin Hârise, emrindeki
kuvvetle yola çıktı ve Kureyş kervanının önünü kesti. Kervandakiler,
beklemedikleri bir hâdise ile karşı karşıya kalmıştı. Bu durumda tabana kuvvet
kaçmaktan başka çareleri yoktu. Öyle yaptılar. Canlarını kurtarmak uğruna her
şeylerini geride bıraktılar.
Zeyd Hazretleri sahipsiz kalan malları alıp Medine'ye Resûl-i Ekrem Efendimize
getirdi. Beşte biri Beytü'l-Mâle ayrıldıktan sonra geri kalan beşte dördü
seriyeye katılan mücahidler arasında bölüştürüldü.
Bu arada kervan kılavuzu Furat bin Hayyan da esir alınmıştı. Medine'ye gelince,
Müslüman olduğu takdirde serbest bırakılacağı teklif edildi. Müslüman oldu ve
kurtuldu.(İbni Sa'd, Tabakât, 2:36)
Peygamber Efendimiz, bu muvaffakiyetinden dolayı Zeyd bin Hârise'yi, "Seriyye
kumandanlarının en hayırlısı, Zeyd bin Hârise'dir"(Suyutî, Camiüssağir, 2:10)
buyurarak tebrik ve takdir etti.
Bu seriyye, kumandanına izafeten Zeyd bin Hârise Seriyyesi adıyla da
anılır.(İbni Hişâm, Sîre, 3:53.)
542. Sîre, 3/58-59; Tabakât, 2/33
543. Tabakât, 2/34
544. Tabakât, 2/34
545. Tabakât, 2/35; Müsned, 3/365; Şifâ, 1/81; Mektûbat, s.161
546. Sîre, 3/46; Taberî, 3/2