Müşriklerin Telâşı
Peyderpey Medine'ye hicret eden Müslümanları, Evs ve Hazreç kabileleri son
derece güzel karşıladılar. Kendilerine yer gösterip barındırdılar. Evli
muhacirler, evli Medineli Müslümanlar tarafından misafir edildiler. Bekâr
muhacirler ise, Kubâ'da oturan bekâr Sahabî Sa'd bin Hayseme'ye misafir oldular.
Kureyş müşrikleri hicret eden Müslümanların Medineli Müslümanlar tarafından
korunduklarını, yardıma mazhar olduklarını ve onlarla birleşip
kuvvetlendiklerini görünce telâşa kapıldılar. Hele, Peygamberimizin de bir gün
hicret edip, başlarına geçeceğini, kendilerine karşı savaşabileceğini ve
gerektiğinde Şâm ticâret yollarını bile kesebileceğini düşününce telâşları
büsbütün arttı.
Derhal bu hususu görüşüp tedbir almak için Dârü'n-Nedve'de toplanmayı
kararlaştırdılar.
Dârü'n-Nedve; Resûl-i Ekrem Efendimizin atalarından Kusay bin Kâb'ın, kapısı
Kâbe'ye bakan konağı idi. Kureyş ileri gelenleri mühim işlerini hep burada
toplanıp konuşur, meşveret ederlerdi.
Peygamber Efendimizin işini görüşmek üzere de, daha önceden kararlaştırdıkları
günün sabahında Dârü'n-Nedve'de bir araya geldiler.
Bu sırada düzgün giyimli, cin bakışlı bir ihtiyarın kapıda dikilip durduğunu
gördüler. Tanımadıkları bu adama, "Kimsin?" diye sordular.
"Necidli bir ihtiyarım," diye cevap verdi adam. "Böyle bir toplantının
yapılacağını duymuştum. Ben de katılıp fikirlerimi söylemek istedim. Uygun görüp
görmediğim tedbirler hususunda mütalâalarımı beyan etmek istiyorum!
"Kureyşliler, "Olur, gir!" dediler ve onu içeri aldılar.
Aslında ihtiyar, insan suretine girmiş bir şeytandı.
Verilen Korkunç Karar
Toplantıda yüz kadar Kureyşli bulunuyordu. Alınacak karardan hemen haberleri
olmasın diye, Hâşimoğullarından sadece İslâm düşmanı Ebû Leheb alınmıştı.
"Muhammed için ne gibi bir tedbir almamız lâzımdır?" diyerek meseleyi görüşmeye
açtılar.
Bazıları, "Onu zincire vurup hapsettirelim" fikrini ileri sürdüler.Necidli bir
ihtiyar suretine girmiş olan Şeytan, "Hayır" dedi. "Vallahi bu görüşünüz uygun
değildir. Siz onu hapsettirecek olursanız, bunu duyan arkadaşları üzerinize
yürürler. Onu elinizden çekip alırlar. Onun telkin ve propagandası ile çoğalarak
bu işte size galip gelirler. Siz başka bir tedbir düşününüz."
Bunun üzerine bazıları, "Onu aramızdan, memleketimizden sürüp çıkaralım!
Aramızdan ayrıldıktan sonra nereye giderse gitsin" dediler.
Necidli ihtiyar tekrar söz aldı ve şöyle dedi:
"Hayır, vallahi, bu düşünceniz de yerinde değildir. Onun sözünün güzelliğini,
tatlılığını, getirdikleri ve tebliğ ettiği şeylerin insanların kalblerine hâkim
olup durduğunu görmüyor musunuz? Onu aranızdan kovacak olursanız, o da Arap
kabileleri arasında dolaşır ve onlara hâkim olur. Sonra da üzerinize yürüyerek,
size istediğini yapabilir. Onun için siz başka birşey düşününüz!" dedi.
Sonunda Ebû Cehil söz aldı ve "Vallahi, ben onun hakkında hiç bir zaman
düşünemeyeceğiniz bir tedbir düşündüm" dedi."Nedir o?" diye sordular.
Ebû Cehil fikrini şöyle açıkladı:
"Onu öldürmekten başka çâre yoktur. Bunun için de, aramızda her kabileden güçlü
kuvvetli birer delikanlı seçeriz. Sonra onların herbirine keskin birer kılıç
veririz. Hepsi birden onu vurup öldürürler. Böylece ondan kurtulmuş oluruz.
Kimin öldürdüğü de belli olmaz. Böyle olunca da Haşimiler, bütün kabilelerle
çarpışmayı göze alamazlar ve çâr nâçar diyete razı olurlar. Biz de diyetini
ödeyip meseleyi hallederiz.
"Necidli ihtiyar kılığına girmiş olan Şeytan ileri atıldı ve "En doğru fikir ve
uygun çâre budur" dedi.
Diğerleri de Ebû Cehil'in bu görüşünü kabul ettiler ve dağıldılar.346
340. Sîre, 2/111; Tabakât, 1/226; Buhari, 2/330; İnsanü'l-Uyun, 2/180
341. Doç.Dr. İbrahim Canan, Tebliğ, Terbiye ve Siyasi Taktik Açılarından Hicret,
s.17
342. Buhari, 3/65
343. Nisâ Sûresi, 97
344. Doç.Dr. İbrahim Canan, A.g.e., s. 17-18
345. İnsanü'l-Uyun, 2/183-184
346. Sîre, 2/124-126; Tabakât, 1/227; Taberî, 2/242-243; Ravdü'l-Ünf, 1/290-291,
Uyunu'l-Eser, s. 177-178; İnsanü'l-Uyun, 2/189-190