MEDİNE'YE GİRİŞ
Peygamber Efendimiz, Rânûna mevkiinde Cuma namazını kıldıktan
sonra tekrar devesine bindi ve yularını boynuna doladı. Arkasında Hz. Ebû Bekir,
etrafında ise Neccaroğulları yiğitleri ile Medineli Müslümanlar yer alıyordu.
Kimi yaya, kimi binekli olan Müslümanların sevinç ve tekbir getirişlerinden
âdeta yer gök inliyordu.
Fahr-i Âlem, devesinin üzerinde ağır ağır Medine içlerine doğru ilerliyordu.
Sevinç dalgaları şehrin her tarafını sarmıştı. İslâma merkez olma şerefine
erecek bu kudsî şehir, sürûrundan âdeta çalkalanıyordu. Kâinatın Efendisini
sînesine alışın, ona yurt ve hicret yeri olmanın sevincini yaşıyordu.
Kadınlar, çocuklar söyledikleri şiirlerle manzaraya bir başka tatlılık
katıyorlardı. Dillerinden düşmeyen mısralar şunlardı:"Veda yokuşundan doğdu
dolunay bize.
"Allah'a yalvaran oldukça, şükretmek gerekir mes'ud halimize,
"Ey bize gönderilen yüce peygamber, sen,
"İtaat etmemiz gereken bir emirle geldin bize."372
Medine halkı, etrafa pırıl pırıl nurlar saçan Hz. Resûlullahın mübârek yüzünü
görmek için sokaklara dökülmüştü. Çocuklar, bayramlıklarını giymişler, neşe ve
sevinç içinde oynuyorlardı.
Evlerinin damından kadınlar, yollarda erkekler ona, "Hoşgeldin" diyorlardı:"Muhammed
geldi! Yâ Muhammed! Yâ Resûlallah!
Yâ Muhammed, Yâ Muhammed!"373
Bu kalbî ve duygulu tezahürat arasında Peygamberimiz tevazu ve vakarı
birleştiren müstesna bir eda içinde Kasvâ'nın üstünde yoluna devam ediyordu.
Resûl-i Kibriyâ Efendimiz ilerlerken, önünden geçtiği her evin sahibi, kendisini
evinde misafir etme şerefine nâil olmak istiyor ve devesinin yularını tutup, "Yâ
Resûlallah, bize buyurun" diyordu.
Efendimiz ise, mübârek tebessümleri arasında, "Hayra erin, deveye yol verin. Ona
gideceği yer buyurulmuştur" diye cevap veriyordu. O mübârek hayvan da sağa ve
sola bakarak kendiliğinden gidiyordu.
Yuları boynuna dolanmış Kasvâ, ilerleyerek Malik bin Neccaroğullarına ait
develerin yanına kadar gitti ve oradaki boş bir arsaya çöktü.
Peygamber Efendimiz, üzerinden hemen inmedi. Deve az sonra ayağa kalktı, biraz
ilerledikten sonra birdenbire geriye döndü ve ilk çöktüğü yere geldi. Oraya
tekrar çöktü ve artık kalkmadı. Boynunu ve göğsünü yere uzatarak tatlı tatlı
böğürmeye ve sağa sola debelenmeye başladı.
Dikkatler Kasvâ'nın üzerine çevrilmişti. Resûl-i Ekrem, onun çöktüğü yere mi
misafir olacaktı, yoksa başka bir yere mi? Henüz kimsenin bu hususta bilgisi
yoktu.
O sırada Neccaroğullarının mini mini masum kız çocukları, defler çalarak Sevgili
Efendimize "hoşâmedi" ediyorlardı:"Biz Neccaroğulları kızlarıyız. Muhammed'in
akrabalığı, komşuluğu ne hoştur."374
Resûl-i Ekrem, bu masum yavruların samimî duygu ve sevinçlerini gülümseyerek
karşıladı ve "Beni seviyor musunuz? diye sordu.
Hep bir ağızdan, "Evet, seni seviyoruz, yâ Resûlallah" dediler. Kâinatın
Efendisi ise, "Allah biliyor ki, ben de sizi seviyorum. Vallahi, ben de sizi
seviyorum. Vallahi, ben de sizi seviyorum. Vallahi, ben de sizi seviyorum"
buyurdu.
Medineli Müslümanlardan her biri Fahr-i Âlem Efendimizin hanesine şeref
vermesini can u gönülden istiyordu. Hatta bir ara Kasvâ çöktüğü zaman, Cebbar
bin Sahr, kaldırmak için ayağıyla ona vurdu. Bunu farkeden Hz. Ebû Eyyûb
el-Ensari hiddete gelerek şöyle dedi:"Ey Cebbar! Sen benim evimin önünden
kaldırmak için ona vurdun. Resûlullahı hak dinle gönderen Allah'a yemin ederim
ki, İslâmiyet mâni olmasaydı sana kılıçla vururdum."
Peygamberimiz Ebû Eyyûb'un Evinde
Kasvâ, ikinci sefer çöküp yerinden kalkmayınca, Peygamber Efendimiz, "İnşallah
menzilimiz burasıdır" buyurarak indi.
Böylece, İslâm ve cihân tarihinin kaydettiği en parlak hâdiselerden biri olan
Hicret-i Muhammediye (a.s.m.) bu inişle sona eriyordu.
Müslümanlar merak ve heyecan içinde bekliyorlardı. Acaba kâinatın medar-ı
iftiharı olan Resûl-i Kibriyâ kimin evini şereflendirecekti? Hepsinin göz ve
gönüllerinde sevinç dalga dalga idi. Bu sevince Kâinatın Efendisini evlerinde
misafir etmek hadsiz şerefini de katmak istiyorlardı.
Peygamber Efendimiz etrafını saranlara, "Akrabalarımızdan hangisinin evi buraya
daha yakındır?" diye sordu. Neccâroğullarından Ebû Eyyûb el-Ensâri Hazretleri
sevinç ve heyecanla ortaya atıldı:"Yâ Nebiyyallah! Benim evim daha yakındır.
İşte şu evim, şu da kapısı" diyerek gösterdi.
Sonra da, "Müsâade buyurursanız, devenizin üzerindekileri oraya taşıyayım" dedi
ve Kasvâ'nın yükünü indirip palanını soydu ve evine taşıdı.
Bunun üzerine Peygamber Efendimiz de, "Kişi bineğinin ve ağırlığının yanında
bulunur" buyurdu ve Ebû Eyyub el-Ensarî'ye, "Git, bizi kabul için yer hazırla!"
diye emretti.375
Bu esnâda Medineli Müslümanların ileri gelenlerinden olan Es'ad bin Zürâre
Hazretleri de teberrüken Kasvâ'yı alıp kendi evine götürdü.
Hz. Eyyûb el-Ensarî, derhal gidip evini hazırladı ve gelip Efendimize, "Yâ
Resûlallah! İkinize de yer hazırladım.
Allah'ın bereketi ile ikiniz de yerinize
buyurunuz" dedi.376
Sevgi tezahürleri arasında Resûl-i Ekrem Efendimiz de kalkıp Ebû Eyyûb el Ensarî
Hazretlerinin hânesine gitti. Böylece Kâinatın Efendisini ağırlama eşsiz şerefi
bu aziz Sahabîye nasib oluyordu.
Fahr-i Âlem Efendimizin, Medine'ye teşrifiyle vatanlarından ayrı düşüp de
gönülleri mahzun olan Muhacirlere taze kan geldi. Ensarın yüzü ve gönlü sürûra
gark oldu. Medine ise sevinçten çalkalandı ve âdeta bir bayram havasına büründü.
Ashab-ı Kiramdan Bera bin Azib, o müstesna gündeki sevinç ve heyecanı şu
cümlelerle anlatır:"Resûlullah (a.s.m.) Medine'ye gelince, Medinelilerin onun
gelişine sevindikleri kadar, hiç bir şeye öylesine sevindiklerini görmedim.
Kadınların, çocukların, 'İşte Resûlullah geldi. İşte Muhammed (a.s.m.) geldi'
diyerek sevinçten coştuklarını müşâhede ettim."377
O zaman henüz bir çocuk olan Ensardan Enes bin Mâlik ise şu sözlerle o günün
azamet ve parlaklığını nazara vermek ister:"Ben, Resûlullahın (a.s.m.),
Medine'ye girdiği günden daha güzel, parlak ve daha azametli hiç bir gün
görmedim."378
Mihmandar-ı Fahr-i Âlem Hz. Eyyûb el-Ensarî Hazretleri der ki:"Resûlullah, evime
şeref verdiği zaman, alt kata inmişti. Ben ve zevcem Ümmü Eyyûb ise yukarı katta
bulunuyorduk. 'Anam, babam, sana fedâ olsun, yâ Resûlallah! Ben, benim yukarıda
olmamı, senin ise alt katta bulunmanı hoş görmüyorum. Bu durum bana çok ağır
geliyor. Sen yukarı çık, orada bulun! Biz de aşağı inelim, orada oturalım'
dedim."Resûlullah, 'Yâ Ebâ Eyyûb! Evin alt katında bulunmamız, bize daha uygun
ve münasibdir' dedi ve alt katta oturdu. Biz de meskende onun üstünde
bulunuyorduk."O sırada içinde su bulunan testimiz kırıldı. Resûlullahın üzerine
damlayıp, onu rahatsız etmesinden korkarak zevcemle tek örtüneceğimiz kadife
yorganımızı hemen suyun üzerine bastırdık."379
Resûl-i Kibriyâ Efendimiz, fazla ziyaretçi geleceği ve onlarla rahat görüşüp
konuşabilme düşüncesiyle alt katta kalmayı münasib görmüştü. Ancak, büyük îmân
sahibi Hz. Ebû Eyyûb ve zevcesinin gönlü bir türlü rahat etmiyordu.
"Fahr-i Âlem alt katta, bizler üst katta, bu nasıl olur?" diye düşünüyor ve
bundan son derece sıkılıyorlardı.
Hz. Ebû Eyyûb, bir gece uyandı ve bu duygunun tesiriyle bir türlü uyuyamadı.
Ufak tefek eşyalarını evin bir başka tarafına taşıdılar ve orada uykusuz
sabahladılar.
Sabah olunca, Hz. Ebû Eyyûb, olanları Efendimize anlattı. Peygamber Efendimiz
yine, "Aşâğısı bana daha uygundur" dedi. Fakat, büyük Sahabî buna daha fazla
tahammül edemedi ve "Yâ Nebiyyallah! Ben yukarıda, siz aşağıda olmaz" dedi.Bunun
üzerine Resûl-i Kibriyâ Efendimiz üst kata, Ebû Eyyûb ve zevcesi Ümmü Eyyûb ise
alt kata taşındılar.380
Resûl-i Kibriyâ Efendimiz, Ebû Eyyûb el-Ensarî Hazretlerinin mütevazi evinde tam
yedi ay ikâmet buyurdu. Bu zaman zarfında Medineli Müslümanlar, bu eve yemekler
taşımada ve Efendimizin ihtiyaçlarını yerine getirmede birbirleriyle âdeta
yarışırlardı.
Hz. Ebû Eyyûb el-Ensarî'nin evine yerleşen Fâhr-i Âlem Efendimize, Medineli
Müslümanlar her gün muntazaman yemek getirirlerdi. Hz. Ebû Eyyûb ve ailesi ise
devamlı akşam yemeklerini hazırlarlardı. Hazırladıkları yemeklerden geri
kalanını ise teberrüken yerlerdi.
Yine bir gece soğanlı ve sarımsaklı bir yemek yapıp göndermişlerdi. Resûlullah
yemeği geri çevirdi.
Ebû Eyyûb (r.a.), yemekte Resûlullahın parmaklarının izini görmeyince feryâd
ederek yanına gitti, "Yâ Resûlallah! Anam, babam sana fedâ olsun. Sen akşam
yemeğini niçin geri çevirdin?" dedi.
Resûlullah, "O sebzede bir koku hissettim. Ondan yemedim. Ben arkadaşım
Cebrâil'i rahatsız etmek istemem" buyurdu ve ilâve etti:"İnsanı rahatsız eden
şeyden, melekler de rahatsız olurlar." Bunun üzerine Ebû Eyyûb, "Yâ Resûlallah!
Yoksa o yemek haram mıdır?" diye sordu.
Resûl-i Ekrem Efendimiz, "Hayır! Fakat, ben kokusundan dolayı ondan
hoşlanmadım"381 buyurdu.
Ebû Eyyûb Hazretleri de, "Senin hoşlanmadığın şeyden ben de hoşlanmam" dedi.382