Müşriklerin Şaşkınlığı
Yürekleri düşmanlık, hınç ve kıskançlık dolu müşrik ileri gelenleri, Hz.
Resûlullah Efendimizle Ashab-ı Kiramı gözetlemek maksadıyla dağ başlarına
çıkmışlardı.
Müslümanların, koşa koşa ve omuzlarını silke silke Kâbe-i Muazzamayı üç kere
tavaf ettiklerini görünce, şaşkınlık ve hayretlerini şöyle izhar ettiler:
"Demek, Medine'nin humması, sıtması onları zâif düşürmemiş!
"Baksanıza yürümeye kanaat etmeyip, silkine silkine koşuyorlar!"419
Peygamber Efendimiz, Kâbe'yi yedi kere tavaf ettikten sonra Makam-ı İbrahim'de
iki rekât tavaf namazı kıldı. Daha sonra sa'y yapmak üzere Safa Tepesine çıktı.
Yine devesi Kasvâ'nın üzerinde olduğu halde, Safâ ile Merve tepeleri arasında
yedi kere sa'y yaptı. Merve'de sa'y tamamlandıktan sonra da kurbanların
kesilmesine geçildi. Müslümanlar da Merve'de Hz. Resûlullah'la birlikte
kurbanlarını kestiler. Yine burada Ashabdan Hıraş bin Ümeyye, Resûl-i Ekrem
Efendimizin başını kazıdı. Sahabîler de başlarını tıraş ettiler.420
Böylece Hz. Fahr-i Âlem Efendimizin Hudeybiye seferinden önce, görmüş olduğu
rüyâ aynen çıkmış oluyordu.
Hz. Bilâl'in Ezan Okuması
Umre tamamlandıktan sonra, Hz. Fahr-i Kâinat, Kâbe'nin içine girmek istedi.
Ancak müşrikler, "Bu, anlaşmamızda yoktu" diyerek müsaade etmediler.
Öğle vakti girmişti. Kâbe'ye girmesine müsaade edilmeyen Resûl-i Ekrem, Hz.
Bilâl'e Kâbe'nin üzerine çıkarak öğle ezanını okumasını emretti. Peygamberimiz
ve Müslümanlar, Hz. Bilâl'in yanık sesiyle okuduğu ezanı huşû ve huzur içinde
dinlerken, müşrik ileri gelenleri tedirgin ve üzgün görünüyorlardı. Herbirinin
ağzından nahoş laflar çıkıyordu. Ebû Cehil'in oğlu İkrime, "Allah, Ebû Cehil'e
bu kölenin söylediğini işittirmemek ihsanında bulunmuştur" dedi.
Müşrik Safvan bin Ümeyye, "Şükür ki Allah, bunları görmeden babamı aldı,
götürdü" diyerek tedirginliğini ifâde ediyordu.
Halid bin Esîd ise, hadiseden duyduğu üzüntüyü, "Şükürler olsun
Allah'a ki
babamı öldürdü de, Bilâl'in Kâbe üzerine dikilip bağırdığı bu zamanı görmedi!"
diyerek ifâde ediyordu.
Bu arada ezanı işitince hiç bir şey söylemeden yüzünü kapayanlar da
görülüyordu.421
Onlar kin, düşmanlık ve kıskançlıklarından dolayı böyle çirkin lâflar ederken,
Ashab-ı Kirâm ise saf bağlamış, âlemlerin Rabbi Allah'ın huzurunda el pençe
namaza duruyorlardı. Öğle namazı burada edâ edildi.
Hz. Meynûne'nin Peygamberimize Nikahlanışı
Asıl ismi Berre olan Hz. Meymûne, Peygamber Efendimizin amcası Hz. Abbas'ın
hanımı Ümmü'1-Fadl ile Hz. Câfer'in hanımı Esmâ'nın kızkardeşi idi. Kocasının
ölümüyle dul kalmıştı.422
Hz. Abbas, Peygamber Efendimizin onu almasını arzu ediyordu. Bu nedenle
Efendimizi her gördüğünde ondan medih ve takdirde bahsederdi.
Son olarak Resûl-i Ekrem Efendimiz, umre için Medine'den yola çıkıp Cuhfe'ye
gelip konduğu sırada, Hz. Abbas gidip orada kendisiyle buluşmuştu. O sırada
Efendimize, "Yâ Resûlallah! Meymûne binti Hâris, dul kaldı. Onu kendine
zevceliğe kabul buyursan olmaz mı?" diye teklifte bulundu.423 Peygamber
Efendimiz de bu teklifi kabul etti.
Resûl-i Ekrem henüz Mekke'den ayrılmamıştı. Hz. Resûlullahın kendisine dünür
olduğu haberini devesinin üzerinde iken alan Hz. Meymûne, "Deve de, üzerindeki
de Resûlullah Aleyhisselâmındır" diyerek memnuniyet ve sevincini açıkladı.424
Hz. Abbas da bunun üzerine, Peygamberimizden dört yüz dirhem mehir alarak Hz.
Meymûne'yi ona nikâhladı.425
Peygamber Efendimizin (a.s.m.), Hz. Meymûne ile evlenmesinden Kureyş
müşrikleriyle arasında bulunan gerginliği bir derece yumuşatmak maksadını
güttüğü de söylenebilir. Zirâ, bir müddet daha kalıp Kureyşlilerle konuşma
fırsatını elde etmek için bunu vesile kılmak istediğini görüyoruz. Hudeybiye
Muâhedesine göre tesbit edilen kalma müddeti üç gündü. Üç gün dolunca Efendimiz,
Kureyş ileri gelenlerine şöyle bir teklifte bulundu:
"İsterseniz, âilemle evlenme merasimi yapmak üzere burada üç gün daha kalayım ve
teptipleyeceğim düğün ziyafetine sizi de dâvet edeyim."
Fakat, Kureyş ileri gelenleri bunu kabul etmediler. Temsilci göndererek,
Peygamberimizden Mekke'den çıkıp gitmesini istediler.
O sırada Efendimizin yanında Medineli Müslümanların ileri gelenlerinden Sa'd bin
Ubâde vardı. Kureyş temsilcilerinin Resûl-i Kibriyâ Efendimize sert
konuştuklarına tahammül edemedi ve onlardan biri olan Süheyl bir Amr'a şöyle
çıkıştı:
"Burası ne senin, ne de babanın toprağıdır.
"Vallahi, Resûlullah Aleyhisselâm buradan ancak anlaşma hükmü gereği kendi
rızasıyla çıkar. Yoksa zorla çıkıp gitmez."
Bunun üzerine Kureyş'in iki temsilcisi seslerini kestiler.
Peygamber Efendimiz ise bu manzaraya tebessüm buyurdular.426
Mekke'de kalma müddeti dolunca
Hudeybiye Anlaşması gereğince, Mekke'de kalma müddeti olarak tayin edilen üç gün
dolmuştu.
Hayatı boyunca düşmanı ile dahi ahdini bozmamış bulunan Hz. Fahr-i Âlem
Efendimiz, gönülden kalmayı arzu ettiği halde, ahdine ters düşmemek için
Mekke'yi, Kâbe-i Muazzamayı terk etmek zorunda kalıyordu. Aslında bu bir mânâda
uzaklaşmak değil, Mekke'yi fethetme zamanına gün be gün yaklaşmaktı. Bundan
sonraki her gün, her saat Mekke'nin fethini, onunla birlikte gönüllerin fethini
de yakınlaştıracaktı.
Bu üç gün zarfında Müslümanlar, Mekke'deki bir çok akrabalarıyla görüşme
imkânına da kavuşmuşlardı. İman hakikatlarını ve İslâm ahlâkının güzellik,
yücelik, nezaket ve nezahetini dürüst davranışlarıyla ortaya koyma fırsatını
bulmuşlardı. Doğru İslâmiyeti ve İslâmiyete lâyık doğruluğu müşriklerin de
gözleri önünde nuranî bir manzara halinde sergilemişlerdi. Bunun neticesinde
müşrik azılıları hariç, halktan bir çok kimsenin gönlünde iman ve İslâma karşı
sıcak bir ilgi, samimi bir istek uyanmıştı. Âdeta, Mekke fethedilmeden evvel,
halkından bir çoğunun gönlü fethe hazır hale gelmişti.
Resûl-i Ekrem Efendimiz, Ashabıyla Mekke'den ayrıldığı sırada arkasından mâsum
bir ses duydu:
"Amca! Amca!"
Dönüp baktılar. Sesin sahibi şehidlerin efendisi Hz. Hamza'nın biricik kızı
Ümâme idi. Mekke'de bulunuyordu. Sesinde bir imdat, bir "Beni kurtarın bu şirk
diyarından" ifâdesi ve mânası vardı. Ve sanki, Bütün Mekke, bir ağız olmuş,
"Beni bırakma" diye bu biricik yavruyla birlikte imdat diliyordu.
Kalbi, şefkat ve merhamet deryasını andıran Resûl-i Ekrem, döndü, minicik
yavrunun elinden tutup Medine'ye beraberinde getirdi.427
Resûl-i Ekrem Efendimiz Ashabıyla Mekke'den ayrıldıktan sonra Serif mevkiinde
konakladı. Orada Hz. Meymûne ile evlendi.428
Medine'ye Dönüş
Peygamber Efendimiz, akşamleyin Şerif'ten ayrılıp geceleri yola devam etti.
Zilhicce ayı içinde Medine'ye geldi.429
Hz. Hamza'nın Selma binti Ümeys'ten doğan kızı Ümâme, Mekke'ye getirilince
üzerinde münakaşa çıktı.
Peygamber Efendimiz, Hz. Zeyd bin Hârise ile Hz. Hamza'yı birbirine kardeş
yapmıştı. Hz. Zeyd buna istinaden şehâdetlerinden sonra Hz. Hamza'nın
çocuklarının velisi ve vasisi kendisi olduğunu söyledi ve "Kardeşimin kızını
görüp gözetmeye, ben daha lâyık ve haklıyım" dedi.
Hz. Câfer bunu duyunca hemen itiraz etti: "Teyze de bir annedir. Hanımım Esmâ
binti Ümeys, Ümâme'nin teyzesidir. Bu bakımdan onu görüp gözetmeye ben daha
lâyık ve haklıyım."
Hz. Ali ise buna kendisinin daha lâyık olduğunu iddia etti. "Amcamın kızını
müşriklerin arasından çıkarıp getiren benim" dedi. "Siz ona, neseben benim kadar
yakın değilsiniz. Onu görüp gözetmeye ben, sizden daha haklı ve lâyıkım!"
Meseleyi neticeye bağlamak Hz. Resûlullaha kalmıştı,
"Ey Zeyd! Sen, Allah'ın ve Resûlünün dostusun
"Ey Ali! Sen de benim kardeşim ve arkadaşımsım.
"Ey Câfer! Sen de bana yaratılış ve huyca en çok benzeyensin" dedikten sonra şu
kararı verdi:
"Ey Câfer! Ümâme'yi görüp gözetmeye, sen daha lâyık ve haklısın! Çünkü; onun
teyzesiyle evli bulunuyorsun. Kadın ne teyzesi, ne de halası üzerine nikâhlanıp
gelemez! "430
Hz. Resûlullah bu hükmü verince, Hz. Câfer sevincinden birden ayağa kalktı.
Peygamber Efendimizin çevresinde tek ayak üzerinde seke seke yürümeğe başladı.
Resûl-i Ekrem, "Ey Câfer! Nedir bu yaptığın?" diye sorunca, Hz. Câfer şöyle izah
etti:
"Yâ Resûlallah! Habeşliler, sevinçlerinden, krallarına böyle yaparlardı. Necaşî
de bir kimseden hoşlandı mı kalkıp böyle hareket ederdi."431
404. Tabakât, 2:120.
405. A.g.e., 2:120.
406. Tabakât, 2:121.
* İhrama girme yerleri şunlardır: Medinelilerin Zülhuleyfe, Şamlıların Cuhfe;
Iraklıların, Zât-ı Irk; Necidlilerin Kam, Yemenlilerinki ise Yelemlem.
407. Tabakât, 2:121; İbn-i Kesîr, Sîre, 3:435.
408. Tabakât, 2:121.
409. A.g.e., 2:121.
410 Taberî, 3:101; ibn-i Kesîr, Sîre, 3:436.
411. Tabakât, 2:121; İbn-i Kesîr, Sîre, 3:436.
412. ibn-i Kesir, Sîre, 3:432.
413. Sîre, 4:12-13.
** Buna 'Reml' denir.
414. Tabakât, 2:123; Müsned, 1:306; Müslim, 2:923.
415. İbn-i Kesîr, Sîre, 3:432.
416. Tabakât, 2:123; İnsanü'l-Uyûn, 2:784.
417. Tabakât, 2:122.
418. A.g.e., 2:122.
419. Tabakât, 2:122.
420. A.g.e., 2:122.
421. Megazi, 2:738.
422. Tabakât, 8:137; istiab, 4:1915-1916.
423. İstiab, 4:1916.
424. Tabakât, 8:132; İbn-i Kesîr, Sîre, 3:439.
425. İbn-i Kesîr, Sîre, 3:439.
426. A.g.e., 3:433; İnsanü'l-Uyûn, 2.783.
427. Zâdü'l-Mead, 2:171; İbn-i Kesîr, Sîre, 3:443.
428. Sîre, 4:14; Tabakât, 2:122, 8:133-134.
429. Tabakât, 2:122.
430. Tabakât, 8:159-160.
431. A.g.e., 8:160.