Sidre-i Müntehâ'da
Cebrâil (a.s.), yedinci kat semâdan Resûl-i Ekrem Efendimizi alıp yükseklere
çıkardı. Daha sonra Habib-i Kibriyâ'nın karşısına Sidre-i Müntehâ sahası açıldı.
Cebrâil (a.s.),
"İşte, bu Sidre-i Müntehâ'dır. Ben, buradan bir parmak ucu ileri geçecek olursam
yanarım" dedi ve oradan ileriye tek adım atmadı.
Resûl-i Ekrem Efendimiz, Sidre-i Müntehâ'dan dört nehirin aktığını gördü.
Ayrıca Peygamber Efendimiz, burada Cebrâil'i (a.s.) bir kere daha aslî şekil ve
suretinde gördü. Daha önce de, kendilerine Risâlet vazifesi verildiği sırada onu
Mekke'nin Ciyad mevkiinde ufku kaplayan haşmetli kanatlarıyla görmüştü.
Resûl-i Kibriyâ Efendimiz daha sonra yanında Cebrâil (a.s.) olmadığı halde
"imkân ve vücûb ortasında Kâb-ı Kavseyn ile işâret olunan" makama vardı. Bundan
sonra mekândan münezzeh Zât-ı Zü'l-Celâlin sohbeti ve cemâliyle müşerref oldu.
Mevlid yazarı merhum Süleyman Çelebi Hazretleri, gayet nezih bir tarzda o anı
şöyle tasvir eder:
Söyleşirken Cebrâil ile kelâm
Geldi Refref önüne virdi selâm.
Aldı olşâh-ı cihânı ol zamân
Sidre'den götürdü vü gitdi hemân
Bir fezâ oldu o demde rû-nümâ
Ne mekân var anda, ne arz ü semâ
Kim ne hâlidir ne mâlî ol mahal
Akl ü fikr etmez o hâli fehm ü hal
Ref' olup ol şâha yetmiş bin hicâb
Nûr-ı tevhîd açdı vechinde nikâb
Her birisinden geçerken ilerü
Emr olurdı, "Yâ Muhammed, gel berü"
Çün kamusını görüp geçdi öte
Vardı irişdi ol ulu Hazret'e
Şeş cihetten ol münezzeh Zü'l-Celâl
Bî-kem ü keyf ana gösterdi cemâl
Zâten ol sultân-ı mâzâgâ'l-basar
Eylemişti Hakka tahsîs-i nazar
Âşikâre gördü Rabbü'l-izzeti
Âhirette öyle görür ümmeti
Bî-hurûf ü lafz ü savt ol pâdişah
Mustafâ'ya söyledi bî-iştibâh.
Beş Vakit Namazın Farz Kılınışı:
Resûl-i Ekrem Efendimiz, Mirâc gecesinde bir çok İlâhî tecellilere, hitap ve
iltifatlara mazhar kılındı. Erkân-ı îmâniyenin hakikatlarını göz ile gördü;
melâikeyi, Cenneti, âhireti, hatta Zât-ı Zü'l-Celâl'i müşâhede etti.
Ayrıca bu gecede her gün beş vakitte namaz kılınması emredildi.Cenâb-ı Hak, ilk
önce her gün 50 vakit namazı farz kıldı. Peygamber Efendimiz, dönüşünde Hz.
Musâ'ya uğrayınca o,
"Allah Taâla, ümmetine neyi farz kıldı?" diye sordu.Peygamber Efendimiz,
"50 vakit namazı farz kıldı" dedi.
Hz. Mûsa,
"Rabbine dön ve eksiltmesi için niyazda bulun! Ümmetin, buna takat getiremez"
dedi.
Resûl-i Ekrem dönüp Cenâb-ı Hakka yalvardı. Allah Teâla, 10 vakit namazı
indirdi.
Resûl-i Ekrem, yine Hz. Musâ'nın yanına döndü,
"Allah, 50 vakit namazdan 10 vaktini indirdi" dedi.
Hz. Mûsa,
"Rabbine dön ve niyazda bulun. Çünkü, ümmetin buna da güç yetiremez" dedi.
Resûl-i Ekrem Efendimiz yine Cenâb-ı Hakka döndü ve niyazda bulundu. Allah Taâla
10 vakit daha indirdi.
Peygamber Efendimiz, tekrar dönüp Hz. Mûsa'nın yanına geldi ve
"Allah, 10 vakit daha indirdi" dedi
.Hz. Mûsa yine,
"Rabbine dön ve niyazda bulun! Çünkü, ümmetin buna da güç yetiremez" dedi.
Hz. Resûlullah, yine döndü ve yüce Allah'a niyazda bulundu. Cenâb-ı Hak, yine 10
vakit daha indirdi. Aynı şekilde 10 vakte indirilinceye kadar Peygamber
Efendimiz, tekrar tekrar Cenâb-ı Hakka niyazda bulundu.
10 vakte indirilince Resûl-i Kibriyâ Efendimiz, tekrar Hz. Mûsa'ya uğradı. Hz.
Mûsa yine söylediklerini tekrarladı:
"Rabbine dön ve yalvar! Ümmetin bunun hakkından da gelemez" dedi.
Resûl-i Kibriyâ, yine dönüp yüce Mevlâ'sına niyazda bulundu. Cenâb-ı Hak şöyle
buyurdu:
"Yâ Muhammed, Benim katımda, hüküm değişmez! Onlar, her gece ve gündüzde 5 vakit
namazdır. Her namaz için de 10 ecir vardır ki, bu da 50 namaz eder."
Bundan sonra Peygamber Efendimiz, yine dönüp Hz. Mûsa'ya uğradı. Hz. Mûsa,
"Neyle emrolundun?" diye sordu. Peygamberimiz,
"Her gün beş vakit namazla emrolundum" dedi.
Hz. Mûsa,
"Ümmetin her gün beş vakit namaza da güç yetiremez. Ben, senden önce insanları,
İsrâiloğullarını çok tecrübe ettim, bilirim. Sen, dön de biraz daha indirmesini
Rabbinden niyaz et" dedi.
Fakat Resûl-i Ekrem Efendimiz,
"Rabbime çok niyâz ettim. Bir daha niyazda bulunmaya hayâ
ederim"(Sîre, 2/50) dedi.
Böylece, 5 vakit namaz farz kılındı ve Resûl-i Kibriyâ Efendimiz tarafından
Mirâc gecesinin cin ve inse bir hediyesi oldu.
Peygamberimizin İsrâ ve Mirâc Mûcizesini Müşriklere Açıklaması
"İmkân ile vücub ortasında Kab-ı Kavseyn ile işâret olunan makama" giren ve
mekândan münezzeh olan Cenâb-ı Hakkın kelâmına ve rü'yetine mazhar olan Resûl-i
Kibriyâ Efendimiz, aynı gece Hâne-i Saâdetine geldi. Sabahleyin mirâcını ve o
ulvî seyahat esnasında gördüklerini Kureyş'e haber verip anlatmak istedi. Ancak,
amcası Ebû Talib'in kızı Ümmühânî elbisesine yapışarak,
"Yâ Resûlallah!" dedi. "Sakın bunu halka anlatma, seni yalanlarlar ve seni
üzerler."
Fakat Peygamberimiz,
"Vallahi! Ben onu anlatacağım" dedi ve halkın yanına varıp Mirâc'ı haber verdi.
Kureyşliler şaşırdılar:
"Yâ Muhammed! Buna delilin nedir? Biz bunun bir benzerini daha şimdiye kadar
işitmedik" dediler.
Resûl-i Ekrem Efendimiz şunları anlattı:
"Delilim şudur ki, filân oğullarının devesine filân vadide, filân yerde
rastladım. Develerini kaçırmış arıyorlardı. Onları develerine doğru kılavuzladım
ve ben Şam'a yöneldim."
Sonra dönüşümde Dabhanan'a geldiğimde, filan oğullarının kafilesine rastladım,
halkı uyuyordu. Onlara ait, üstü örtülü su kabının örtüsünü açıp içindeki suyu
içtim. Yine eskisi gibi üzerini örttüm.
Başka bir delilim de şudur: Sizlere ait bir kafileye Ten'im yokuşunda rastladım.
Önde karamtırak bir deve vardı. Üzerinde birisi siyah, öbürü alaca renkli iki
çuval bulunuyordu."317
Halk merak içinde ve sürâtle Seniyye mevkiine çıktı. Bir müddet sonra kafile
çıkageldi. Peygamber Efendimizin haber verdiği gibi önünde karamtırak deve
vardı. Gelen diğer kafileye su dolu kaplarını sordular. Onlar, su doldurup,
üzerini örttüklerini söylediler. Su kabına baktılar, üzeri kendilerinin örttüğü
gibi örtülü idi, ama içinde su yoktu. Müşrikler şaşırdılar, ve "Tıpkı dediği
gibiymiş" dediler.318
Müşrikler, Peygamberimizin haber verdiği diğer haberleri de araştırdılar ve
aynen söylediği gibi buldular. Buna rağmen îmân edip Peygamberimizin dâvâsını
tasdik etmediler.
İsrâ ve Mirâc mûcizesini kabul etmemekte direnen Kureyşli müşrikler, Resûl-i
Ekrem Efendimizden bu hususta delil üstüne delil istemekten de geri
durmuyorlardı. Bir çokları, "Deve ile Mekke'den Şâm'a gidiş bir ay, dönüş de bir
ay sürer. Muhammed, oraya bir gecede nasıl gidip Mekke'ye döner?" dediler.
İçlerinden o taraflara seyahat etmiş ve Mescid-i Aksâ'yı görmüş olanlar,
Peygamber Efendimize gelerek,
"Mescid-i Aksa'yı bize târif edebilir misin?" diye sordular.
Resulullah Efendimiz,
"Gittim, târif edebilirim" cevabını verdi.
Bundan sonrasını Efendimiz şöyle anlatır:
"Onların, yalanlamalarından ve suâllerinden pek çok sıkıldım. Hatta, o ana kadar
öyle bir sıkıntı hiç çekmemiştim. Derken, Cenâb-ı Hak, birden Beytü'l Makdis'i
bana gösterdi. Ben de ona bakarak herşeyi birer birer târif ettim. Hattâ bana, 'Beytü'l-Makdisin
kaç kapısı var?' diye sormuşlardı. Halbuki, ben onun kapılarını saymamıştım.
Beytü'l-Makdis karşımda görününce, ona bakmaya ve kapılarını birer birer saymaya
ve bildirmeye başladım."319
Bunun üzerine müşrikler,
"Vallahi, tastamam ve doğru târif ettin" dediler. Buna rağmen yine îmân
etmediler.
Hz. Ebû Bekir Tereddütsüz Tasdik Ediyor
Mekke halkı arasında gönülleri İslâma ısınıvermiş, fakat Mirâc haberiyle birden
şaşırıp kalan kimseler de vardı. Bunlar bu haberi duyar duymaz derhal Hz. Ebû
Bekir'e koştular,
"Yâ Ebâ Bekir!" dediler. "Arkadaşının işinden haberin var mı? O, bu gece Beytü'l-Makdis'e
gittiğini, orada namaz kılıp Mekke'ye döndüğünü söyledi."
Hz. Ebû Bekir,
"Siz bunları ondan mı duydunuz?"
"Evet," dediler, "aynen ondan duyduk."
Bunun üzerine Hz. Ebû Bekir,
"Vallahi," dedi, "o söylediyse, şeksiz şüphesiz doğrudur. Siz buna hiç
şaşırmayın!"
Sonra da, kalkıp doğruca Resûl-i Kibriyâ Efendimizin yanına gitti,
"Yâ Resûlallah! Sen, şu halka bu gece, Beytü'l-Makdis'e gittiğini söyledin mi?"
diye sordu.
Peygamberimiz,
"Evet" deyince Hz. Ebû Bekir,
"Doğru söylüyorsun, senin Allah'ın resûlü olduğuna şehâdet ederim" dedi.
Peygamber Efendimiz de, bunun üzerine,
"Yâ Ebâ Bekir, sen zâten sıddîksın" buyurdu.320
Ve, o günden itibaren Hz. Ebû Bekir, "Sıddîk" diye anılmaya başlandı. Sıddık,
şeksiz, şüphesiz doğrulayan mânâsına geliyordu.