Peygamberimizin Hitâbesi
Aslında Resûl-i Ekrem Efendimiz, zevcesi Hz. Âişe'nin böyle bir isnaddan uzak
olduğunu çok iyi biliyordu. Ancak böylesine hâince ve sinsice plânlı bir
iftiranın halk arasında yayılması, kendisini son derece üzmüştü. Bu, Hz. Âişe'ye
karşı ister istemez tavrını değiştirmesine sebep olmuştu. Nitekim, mescidde irad
ettiği hutbede bunu açıkça ifade ediyordu:
"Ey Müslümanlar cemâatı! Âilem aleyhindeki iftirasıyla beni üzüntüye düşüren bir
şahsa karşı bana kim yardım eder? Halbuki, vallahi ben, âilem hakkında hayırdan
başka bir şey bilmiyorum. İftiracılar öyle bir adamın ismini de ileri sürdüler
ki, ben onun hakkında da hayırdan başka bir şey bilmiyorum."122
Peygamberimizin, Hz. Âişe İle Konuşması
Hz. Aişe'ye iftirâ edilişin üzerinden bir ay gibi uzun bir müddet geçmiş
olmasına rağmen, Resûl-i Ekrem Efendimize (a.s.m.) bu hususta herhangi bir vahiy
inmedi.
Mescidde Ashabına irad ettiği hitabesinden birkaç gün sonra Hz. Ebû Bekir'in
evine vardı. Selâm verdikten sonra, Hz. Âişe'nin yanına oturdu ve şöyle dedi:
"Ey Âişe! Hakkında bana şöyle şöyle sözler erişti. Eğer sen bu isnadlardan uzak
isen, yakında Allah, seni onlardan beri ve uzak tuttuğunu açıklar. Yok eğer
böyle bir günaha yaklaştınsa, Allah'tan af dile ve Ona tevbe et! Çünkü kul,
günahını itiraf ve sonra da tevbe edince, Allah da ona afv ile muamele buyurur."
Hz. Âişe o andaki durumunu da şöyle anlatır:
"Resûlullah (a.s.m.) sözlerini bitirince gözümün yaşı kesildi. Öyle ki, göz
yaşından birtek damla bulamıyordum. Hemen babama dönüp, Resûlullaha bu hususta
benim tarafımdan cevap ver' dedim.
"Babam, 'Vallahi kızım! Resûlullaha (a.s.m.) ne diyeceğimi bilemiyorum' dedi.
"Sonra anneme döndüm, Resûlullaha bu hususta benim tarafımdan cevap ver' dedim.
"O da, 'Vallahi, ben de Resûlullaha ne diyeceğimi bilmiyorum' dedi."123
Baba ve annesi Resûlullaha herhangi bir cevapta bulunmayınca, Hz. Âişe bizzat
konuşmak mecburiyetinde kaldı. Şehâdet getirip, Cenâb-ı Hakka hamd ve senâda
bulunduktan sonra, "Vallahi," dedi. "Ben anladım ki, siz halkın yaptığı
dedikoduyu işitmişsiniz. Hattâ, onlara inanmış gibisiniz!
"Şimdi, ben, size o kötülükten uzağım, desemki Allah biliyor, uzağımdır beni
doğrulamazsınız!
"Farazâ, ben, kötü bir iş yaptım(!) desem ki Allah biliyor, ben böyle bir şeyden
uzağım siz, beni hemen tasdik edersiniz!
"Vallahi, ben kendim için de, sizin için de Yâkub'un (a.s.) oğulları ile olan
misâlinden başka getirecek misâl bulamıyorum. Nitekim, zaman o, '... Artık, bana
düşen güzel bir sabırdır. Söylediklerinize karşı ancak Allah'tan yardım
istenir'124 demişti."125
Peygamberimize Vahyin Gelişi
Henüz Resûl-i Kibriyâ Efendimiz yerinden kalkmamıştı. Ev halkından da hiç kimse
dışarı çıkmamıştı. Peygamber Efendimize hemen orada vahiy geldi. Hz. Âişe o ânı
da şöyle anlatır:
"Resûlullahı, vahyin ağırlığı ve şiddetinden terlemek gibi vahiy alâmetleri
bürüdü. Nitekim, vahiy sırasında kış günleri bile kendisinden inci tanesi gibi
ter dökülürdü.
"Resûlullahın (a.s.m.) üzerine elbisesi örtüldü. Başının altına da deriden bir
yastık konuldu.
"Vallahi, ben ne korktum, ne de aldırış ettim. Çünkü, o fenalıktan uzak olduğumu
ve Allah Teâlanın bana zulmetmeyeceğini biliyordum.
"Annemle babamın ise, halkın ağzında dolaşan dedikodular, Allah tarafından
doğrulanacak diye, korkularından ödleri kopuyor, cansız düşüvereceklerini
sanıyordum."126
Vahiy hâli, Resûl-i Kibriyâ Efendimizin üzerinden kalkınca, sevincinden
gülüyordu. Hz. Âişe'ye, "Müjde ey Âişe! Yüce Allah, seni kesin olarak tebrik
etti! Yapılan iftiradan beri ve uzak kıldı" dedi.127 Hz. Ebû Bekir de son derece
sevindi. Yerinden kalkıp kızı Hz. Âişe'nin başını öptü.
İnen Âyetler
Cenâb-ı Hak, konu ile ilgili olarak Resûlüne indirdiği âyet-i kerimelerde şöyle
buyurdu:
"İftirâyı atanlar, içinizden bir zümredir. Bunu sizin için bir şer saymayın.
Aslında bu sizin için bir hayırdır; böyle imtihanlar sizin sevâba erişmeniz için
birer vesile teşkil eder. İftirâ atanların herbirinin, o günahtan kazandığı bir
hisse vardır. Onlardan günahın büyüğünü üzerine alan kimse için ise pek büyük
bir azap vardır. "O iftirâyı işittiğinizde, mü'min erkeklerin ve mü'min
kadınların, kendileri hakkında hayır düşündükleri gibi mü'min kardeşleri
hakkında da hayır düşünerek, 'Bu apaçık bir iftirâdır" demeleri gerekmez miydi?
"Bu iftirâyı ispat etmek için dört şâhit getirmeli değiller miydi? Mâdem şâhit
getirmediler; o halde Allah katında onlar yalancıların tâ kendileridir.
"Eğer dünyada ve âhirette Allah'ın lûtuf ve rahmeti üzerinizde olmasaydı, içine
daldığınız şey yüzünden size pek büyük bir azap dokunurdu.
"O zaman siz o iftirâyı dilden dile naklediyor ve hakkında bilginiz olmayan şeyi
ağzınıza alıp söylüyor, bunu da basit bir iş sayıyordunuz. Halbuki o,
Allah
katında pek büyük bir günahtır.
"Onu işittiğinizde, 'Bunu söylemek bize yakışmaz. Hâşâ, bu büyük bir iftirâdır'
demeniz gerekmez miydi?
"Gerçek mü'minlerseniz, Allah size bir daha böyle bir günaha aslâ dönmemenizi
öğüt veriyor.
"Âyetlerini de Allah size böylece açıklıyor,
Allah herşeyi hakkıyla bilen, her
işi hikmetle yapandır.
"Îmân edenler hakkında çirkin söz ve hareketlerin yayılmasından hoşlananlar için
dünyada da, âhirette de pek acı bir azap vardır. Allah herşeyi bilir; siz ise
bilmezsiniz.
"Eğer üzerinizde Allah'ın lûtuf ve rahmeti olmasaydı ve
Allah pek şefkatli ve
pek merhametli olmasaydı, helâk olup giderdiniz."128
Böylece Cenâb-ı Hak vahiy ile Hz. Âişe hakkında söylenenlerin bir iftirâdan
ibaret olduğunu haber vererek, hem Resûlünün temiz ruhunu ve pâk vicdanını
üzüntüden kurtardı, hem Hz. Ebû Bekir'in şahsiyetinin küçük düşürülmesine
müsâade etmedi, hem de Müslümanlar arasında zuhur eden fitne ve fesadın
büyümesine fırsat vermedi.
En Üstün Berâet
Birgün Hz. Abdullah bin Abbas'tan Hz. Âişe (r.a.) ile ilgili âyetlerin tefsiri
sorulmuştu. Şu izahta bulunmuşlardı:
"Yüce Allah, dördü, dört şeyle berâet ettirmiş, yapılan iftirâlardan onları
temize çıkarmıştır:
"1.Hz. Yûsuf u, Züleyhâ'nın kendi ehlinden getirilen bir şâhidin dili ile berâet
ettirmiştir.
"2.Hz. Mûsâ'yı, Yahudîlerin dedikodularından, elbisesini alıp getiren taşla
berâet ettirmiştir.
"3.Hz. Meryem'i, kucağındaki oğlunu dile getirip, 'Ben Allah'ın kuluyum' diye
söyletmek sûretiyle temize çıkarmıştır.
"4.Hz. Âişe'yi ise, Yüce Allah, kıyâmete kadar bâkî kalacak kadar i'câzkâr
kitabı Kur'ân'daki o azametli âyetlerle berâet ettirmiştir ki, bu derecede
belâgatlı temize çıkarmanın benzeri görülmemiştir. Bakınız ki, bununla diğer
berâet ettirmeler arasındaki büyük ve üstün farkı görünüz.
"Yüce Allah, bunu ancak Resûlünün mertebesinin yüceliğini ortaya koymak için
yapmıştır."129
İftirâcıların Cezaya Çarptırılmaları
Resûl-i Ekrem Efendimiz, konu ile ilgili vahiy geldikten sonra çıkıp halka bir
hutbe irâd etti. Sonra da gelen Kur'ân âyetlerini onlara okudu.
Bilâhare, yapılan iftirâyı dilleriyle yaymakta en çok ileri giden Mıstah bin
Üsâse, Hassan bin Sâbit ile Hamme binti Cahş'a had vurulmasını emretti.
İftirâcılara had olarak seksener kamçı vuruldu.130
110. Buharî, 3:154.
111.A.g.e.,3:154.
112. Sîre, 3:310-311; Müslim, 8:113-114.
113. Taberî, 18:89.
114. Sîre, 3:311.
115. Ahzab Sûresi, 6:53.
116. Müslim, 8:114.
117. Sîre, 3:311-312; Müslim, 8:114; Tirmizî, 5:332-333.
118. Sîre, 3:311-312; Müslim, 8:115; Tirmizî, 5:332-333.
119. İnsanü'l-Uyûn, 2:624-625.
120. Sîre, 3:313-314; Müslim, 8:115,
121. Müslim, 8:118.
122. Sîre, 3:312; Müslim, 8:115i Tirmizî, 5:332.
123. Müslim, 8:116; Müsned, 6:197.
124. Yusuf Sûresi, 18.
125. Müslim, 8:116.
126. Sîre, 3:315; Müslim, 8:117.
127. Müslim, 8:117; Müsned, 6:197
128. Nûr Sûresi, 11-20.
129. Nesefî, 3:138.
130. Sîre, 3:315; Müsned, 6:35.