Muhasaranın Şiddetli Hücumu Ve Kazaya Kalan Namazlar
Muhasaranın devamı sırasında bir ara düşman birlikleri Resulullahın çadırını
şiddetli ok yağmuruna tutmuşlardı. Peygamber Efendimiz, üzerinde zırh, başında
miğfer çadırının önünde duruyordu.
Hz. Câbir der ki:
"Müşrikler, o gün, bizimle durmadan çarpıştılar. Askerlerini takım takım
ayırdılar. Halid bin Velid kumandasındaki büyük ve ağır bir fırkalarını
Resûlullahın (a.s.m.) bulunduğu yere yönelttiler. O gün, gecenin geç saatlerine
kadar çarpıştılar. Ne Resûlullah ve ne de Müslümanlar yerlerinden ayrılma imkânı
ve fırsatını bulamadılar."160
Çarpışma öylesine şiddede devam ediyordu ki, Resûl-i Kibriyâ Efendimiz, o günün
öğle, ikindi ve akşam namazlarını bile vaktinde kılma imkân ve fırsatını
bulamadı. Zâtına eziyet ve hakaret edenlere bile bedduâ etmeyen Kâinatın
Efendisi, namazlarını kazaya bıraktırdıklarından dolayı, onlara şöyle bedduâ
etti:
"Onlar nasıl, güneş batıncaya kadar uğraştırıp, bizi, namazımızdan
alıkoydularsa, Allah da onların evlerine, karınlarına ve kabirlerine ateş
doldursun."
Daha sonra, o günün öğle, ikindi ve akşam namazlarını Ashabıyla birlikte kaza
etti.161
Her iki taraf da, açlık, yorgunluk, soğuk ve netice alamamaktan gelen
sıkıntılarla bunalmıştı.
Bu sırada henüz yeni Müslüman olmuş, fakat Müslüman olduğundan ne müşriklerin ve
ne de kavmi olan Gatafanlıların haberi bulunmayan Nuaym bin Mes'ud, Peygamber
Efendimizin huzuruna geldi. İslâma kavuşmuş olmanın şükrünü, Müslümanlara bir
hizmette bulunmakla ifâ etmek istiyordu. Şu teklifte bulundu:
"Yâ Resûlallah! Ben Müslüman oldum. Kavmim olan Gatafanlıların bundan haberleri
yok. Emret, istediğini yapayım." Peygamber Efendimiz, "Sen tek bir kişisin.
Cesaretinle ne yapabilirsin ki? Maamafih yalnız başına da bir iş görebilirsin:
Elinden gelirse bizi muhasara altına almış bulunan kavimlerin arasına gir de,
onları birbirinden ayırmaya çalış. Çünkü harp, hilelerden ibârettir"162 buyurdu.
Hz. Nuaym kendisinden istenen hizmeti kavramıştı. "Evet, yâ Resûlallah! Bu işi
yapabilirim. Fakat, gerektiğinde gerçeğe aykırı birşeyler söylememe izin
vermelisin" dedi.
Peygamber Efendimiz, "İstediğini söyle, sana helâldir"163 buyurarak ona ruhsat
verdi.
Hz. Nuaym, derhal yola koyuldu. Önce, Kurayzaoğullarının yanına vardı.
Şüphelerini dâvet edici en ufak bir harekette bulunmadan şöyle bir konuşma
yaptı:
"Şu adamın [Hz. Peygamberin] işi şüphesiz bir belâdır. Kaynuka ve
Nadiroğullarına yaptığını da gördünüz.
"Kureyşliler ve Gatafanlılar Muhammed ve Ashabıyla savaşmak için buraya gelmiş
bulunuyorlar. Siz de onlara yardımcı oldunuz. Halbuki, onların yurtları,
malları, mülkleri, çoluk çocukları sizinki gibi burada değildir. Onlar, fırsat
ve imkân bulurlarsa, Müslümanları mağlûp eder, ganimetleri toparlar. Mağlûp
olurlarsa buradan savuşur giderler. Sizi, bu adamla başbaşa bırakırlar. Sizde
ise, ona karşı koyacak güç ve kuvvet yoktur.
"Siz Kureyşlilerden bazılarını rehin almadıkça, asla onların yanında Muhammed'e
karşı savaşmayın. Rehineler yanınızda bulunursa, kolay kolay sizi terk edip
gidemezler."164
Benî Kurayza Yahudileri, bu tavsiyeyi uygun buldular. Üstelik kendilerini ikaz
ettiği için Hz. Nuaym'a teşekkür bile ettiler.
Yanlarından ayrılırken Hz. Nuaym, "Sakın anlattıklarımı kimseye söylemeyin.
Gizli tutun!" demeyi de ihmal etmedi. Onlar da gizli tutacaklarına dair söz
verdiler.
Benî Kurayza'nın yanından ayrılan Hz. Nuaym Kureyş müşriklerinin yanına gitti.
"Sizi ne kadar çok sevdiğimi bilirsiniz. Muhammed'den ayrı olduğum da malûmunuz.
Öğrendiğim birşeyi size söylemek zorundayım. Ama sır olarak saklayacağınıza
yemin edin!" dedi.
"Yemin ederiz" dediler.
Hz. Nuaym, "Haberiniz olsun ki," dedi, "Kurayzaoğulları, Muhammed'le
ittifaklarını bozduklarına pişman olmuşlardır. Aralarının tekrar düzelmesi için
ileri gelenlerinizden birçok kimseyi sizden rehin isteyeceklermiş ve Muhammed'le
tekrar barışmak için onların boyunlarını vuracaklarmış. Bununla birlikte
Nadiroğullarının da tekrar yurtlarına dönmelerine müsaade alacaklarmış!
"Şayet, Kurayzaoğulları, ileri gelen adamlarınızı rehin almak için size bir
haber gönderirlerse, sakın ha eşrafınızdan bir tek kimseyi dahi
göndermeyiniz."165
Hz. Nuaym, bundan sonra kendi kabilesi olan Gatafanlıların yanına vardı ve şöyle
dedi:
"Ey Gatafan topluluğu! Sizler benim kabilemsiniz. Bana en sevgili olan
kimselersiniz. Yahudilerin sizlerle oldukları anlaşmayı bozduklarını ve
Muhammed'le anlaşmak üzere olduklarını öğrendim. Benî Nadir'i Medine'ye kabul
etme karşılığında, Benî Kurayzalılar onunla sulh edeceklermiş."166
Hz. Nuaym, böylece, kendi kabilesini de söylediklerine inandırmayı başardı.
Hz. Nuaym'ın taktiği müsbet neticesini vermeye başladı.
Plân gereği, Benî Kurayza Yahudileri, müşriklerin ileri gelenlerinden rehin
olmak üzere yetmiş kişi istediler. Onlar ise, bunu yine Hz. Nuaym'ın tâlimi
üzere reddettiler. Haliyle bu durum aralarını açtı. Her iki taraf da, "Demek
Nuaym'ın söyledikleri doğruymuş" diyerek aralarındaki münasebetleri kestiler.
Benî Kurayzalılar, aynı şekilde Gatafanlılardan da rehine istediler. Onlar da
reddedince, plân başarı ile neticelenmiş oldu.
Son Çarpışma Ve Allah'ın Nusreti
Müşrik ordusu son defa, var gücü ve bütanı şiddetiyle hendeğin her tarafından
hücuma geçti. Çarpışmalar çok şiddetli oluyordu. Karşılıklı ok ve taş atışları
ile taraflar birbirlerini yıldırmak ve püskürtmek istiyorlardı.
Harbin bütün şiddetiyle devam ettiği bu nazik anda Resûl-i Kibriyâ Efendimiz,
ridasını üzerinden yere atıp, ellerini Kadir-i Mutlak'a açarak şöyle duâ
ediyordu.
"Ey Kitabı [Kur'an'ı] indiren, hesabı en çabuk gören, kavim ve kabileleri
bozgunlara uğratan Allah'ım! Onlara karşı bizlere yardım et!
Allah'ım Sen bu bir
avuç Müslümanın helâkını dilersen, artık Sana ibadet edecek kim kalır?"167
O gün çarpışma bütün şiddetiyle devam etti. Artık hava kararmış, taraflar
karargâhlarına çekilmişlerdi. Gecenin karanlığında Hz. Cebrâil (a.s.), gelerek
Peygamber Efendimize düşman ordusunun bir rüzgâr ile perişan edileceğini
müjdeledi. Müjdeyi alan Resûl-i Ekrem iki dizi üzerine çöktü, ellerini
kaldırarak nusretini ulaştıran Cenâb-ı Hakka şükrünü şöyle takdim etti:
"Bana ve Ashabıma merhametinden dolayı, Sana hadsiz şükür ve hamd olsun
Allah'ım."
Müşrikler perişan oluyor
Cumartesi gecesi idi.
Geceyle birlikte, müşrik ordusunun bulunduğu sahada dondurucu bir rüzgâr
gürlemeye başladı. Bu, en soğuk kış gecelerinde esen dondurucu bir rüzgârdı.
Müşriklerin gözleri toz ve toprakla doldu. Kap kaçaklar uçuşuyor, çadırlar
sökülüyor, atlar, develer birbirine karışıyor, gözler birbirini göremiyordu.168
Düşmanı artık müthiş bir korku ve panik havası sarmıştı. Şaşırmışlardı. Bozgun
evvelâ Kureyş müşrikleri cephesinde başladı. Askerlerden önce, komutan Ebû
Süfyan devesine atladı ve "Hemen göç ediniz, işte ben gidiyorum!" diyerek
Mekke'ye doğru yola koyuldu. Kureyş ileri gelenleri kendisini kınamasalardı,
belki de tek başına dolu dizgin orduyu terk edip gidecekti. Kavminin ileri
gelenlerinin ayıplamasına uğrayan Ebû Süfyan, tek başına gitmekten vazgeçti ve
geri döndü. Ne var ki, artık orduda bozgun havası başlamıştı ve durdurulacak
gibi değildi. Askeri toparlamak için gösterilen gayretler neticesiz kaldı.
Sür'atle toparlanıp Mekke yolunu tutmaktan başka yapabilecekleri hiçbir şey
kalmamıştı. Öyle de yaptılar.
Sadece takip edilmekten korktuklarından, henüz o sırada müşrikler safında
Müslümanlara karşı savaşan Amr bin As ve Halid bin Velid, 200 kişilik bir süvari
birliği ile geride kaldılar.169
Kureyş müşrikleri gerisin geri kaçınca, kendileriyle ittifak etmiş bulunan diğer
kabileler de ordugâhtan ayrılıp yurtlarına döndüler.
Peygamber Efendimiz ve Müslümanlara yapılan bu İlâhî yardımdan Kur'ânı Kerimde
şöyle bahsedilir:
"Ey îmân edenler! Hatırlayın, Allah'ın size olan nimetini ki, düşman orduları
size saldırdığında, Biz onların üzerine bir rüzgâr ve sizin görmediğiniz ordular
göndermiştik. O zaman Allah sizin yaptıklarınızı görüyordu."170
Düşmanın büyük bir hezimete uğrayıp çekilmekte olduğunu gören Fahr-i Âlem
Efendimiz, tebessümler arasında, yardımını gönderen Cenâb-ı Hakka hamd ve
şükrettikten sonra şöyle dedi:
"Allah'tan başka ilâh yoktur! Yalnız O vardır.
Allah ordusunu aziz kıldı. Kuluna
da yardım etti. Tek başına da Arap kabilelerine galebe etti!"171
Müşrik ordusunun hiç bir müsbet netice alamadan eli boş döndüklerini, Kur'an-ı
Kerim bize şöyle haber verir:
"O kâfirler umduklarından hiçbirisine erişemeden Allah onları öfkeleriyle
birlikte geri gönderdi. Mü'minlere de savaşı kendilerinden uzaklaştırmak için
Allah'ın yardımı kâfi geldi.
Allah dilediğini yapmaya kâdirdir; Onun kudreti
herşeye galiptir."172
Zafer Müslümanların
Bir ay kadar süren çetin bir çarpışma ve muhasara, böylece,
Allah'ın yardımıyla
sona ermişti. Düşmanlar perişan edilirken, Müslümanlara da rahat bir nefes alma
imkânı doğmuştu. Küffâr ordusunun bu dönüşü artık bütün dönüşlerin başlangıcı
sayılacaktı. Bundan böyle Müslümanlar üzerine yürüme cesaretini kendilerinde
bulamayacaklardı. Zira, Bedir, Uhud ve Hendek gibi üç büyük savaşta mü'minlerin
ne derece kuvvetli olduklarını ve onları bundan böyle mağlup etmenin kolay
olmayacağını anlamış oluyorlardı.
Gerisin geri dönen müşrik ordusunda hakim hava ümitsizlik, keder ve üzüntü iken,
mü'minler arasında tam bir bayram havası yaşanıyordu. Herkes memnun ve mesrurdu.
Bunca yorucu çalışma, sebât ve cesaretle çarpışmanın neticesini böylesine güzel
bir surette elde etmekle, gönül huzuru içinde Rablerine hamd ve şükür
ediyorlardı.
Hz. Resûlullahın şu müjdesi ile sevinçlerini kat kat arttırıyordu:
"Bundan sonra biz gidip onlarla çarpışacağız. Artık onlar, gelip bizimle
çarpışamayacaklar."173
Resûl-i Ekremle birlikte mücahidler bayram havası içinde, Hendek'ten şehre
döndüler.
Bu muharebede mücahidler yedi şehid vermişlerdi.
Kâfirlerden ise dört ölü vardı. Şehid olan Sahabîlerin hepsi de Ensardandı.
131. Sîre, 3:225.
132. Sîre, 3:225.
133. Nisa Sûresi, 51-52, 55.
134. Sîre, 3:226.
135. Tabakât, 2:66.
136. Tabakât, 2:66.
* İbn-i Sa'd ve Taberî'nin rivayetine göre kıldan kurulan bu çadır, bir Türk
çadırı idi. (Tabakât, 4:83; Taberî, Tarih, 3:45.) 157. Tabakât, 2:70-71; Müsned
4:282.
137. Tabakât, 2:70.
138. Müsned, 4:303.
139. Tarih, 3:46.
140. Sîre, 3:229; Buharî, 5:46-47; Müslim, 3:1611; İbn-i Kesîr, Sîre, 3:188.
* Bir sa', dört avuç miktarıdır.
141. Nûr Sûresi, 62.
142. Nûr Sûresi, 63.
143. Tabakât, 2:67.
* 3.40 m derinliğindedir.
144. Tabakât, 2:67.
145. Ahzab Sûresi, 22.
146. Tabakât, 2:67.
147. Sîre, 2:147-150.
148. Tabakât, 3:106; Müsned, 3:314.
149. Sîre, 3:232.
150. A.g.e., 3:232.
151. Ahzab Sûresi, 10.
152. İbn-i Kesîr, Sîre, 3:200.
153. Vâkidî, Megazî, 2:463.
154. Ahzab Sûresi, 13.
15Ş. Tabakât, 2:68; Uyunü'l-Eser, 2:61; İnsanü'l-Uyûn, 2:642.
156. Ahzab Sûresi, 13.
157. Bakara Sûresi, 214.
158. Sîre, 3:234.
159. A.g.e., 3:220.
160. Megazî, 2:473.
161. Tabakât, 2:68; Tirmizî, 1:337.
162. Sîre, 3:240; Tabakât, 4:278.
163. Tabakât, 4:278.
164. Sîre, 3:240-241; Tabakât, 4:278.
165. Sîre, 3:241; Tabakât, 4:278.
166. Sîre, 3:241.
167. Tabakât, 2:74; ibn-i Kesîr, Sîre, 3:214.
168. Tabakât, 2:71.
169. Tabakât, 2:69.
170. Ahzab Sûresi, 9.
171. Buharî, 3:33.
172. Ahzab Sûresi, 25.
173. Müsned, 4:262.