Şehid ve ölü sayısı
Harp sonunda 1600 kişilik İslâm ordusunun yirminin üzerinde şehid vermiş olduğu görüldü. Buna karşılık, müdafaada bulunan ve harbi kendi kalelerinde kabul etmek gibi bir avantaja sahip olan 20.000 kişilik Yahudi ordusunda ölü sayısı ise 93'ü buluyordu.367
Bu parlak muzafferiyet neticesinde Hayber de İslâm devleti hudutları dahiline alınmış oldu.
Resûl-i Kibriyâ Efendimiz, henüz Hayber'den ayrılmamıştı. Câfer bin Ebî Talib başkanlığındaki Habeşistan muhacirleri çıkıp geldiler.368 Resûl-i Ekrem Efendimiz bundan son derece memnun oldu ve bu sevincini şöyle izhar etti:
"Bilmem bu iki şeyden hangisi ile sevineyim? Fethi Hayber'e mi, yoksa Câfer'in gelişine mi?" buyurdu.369
Medine'ye gelindikten sonra, Hayber fethine katılan mücahid muhacirlerden bazıları, Habeşistan muhacirlerine, "Biz hicrette sizi geçmişizdir" dedikleri duyulmuştu.
Hattâ bir gün, Hz. Câfer bin Ebî Talib'in Habeşistan'a hicret etmiş bulunan hanımı Hz. Esmâ, Hz. Hafsa'nın ziyâretine gitmişti. Orada Hz. Ömer'le karşılaşmıştı. Hz. Ömer onun Esmâ binti Umeys olduğunu öğrenince, "Bizler, hicrette sizleri geçmişizdir. Bu sebeple de, Resûlullah Aleyhisselâma sizden daha yakınız" demişti.
Hz. Esmâ buna kızmış ve "Hayır! Gerçek senin bildiğin gibi değildir! Vallahi, sizler Resûlullahın yanında bulunuyordunuz da, o sizin aç olanlarınızı doyuruyor, cahillerinizi de vâaz ve nasihat ederek yetiştiriyordu.
"Bizler ise, dinimiz yolunda uğradığımız düşmanlıklar yüzünden Habeş ülkelerine gitmek zorunda kalmıştık. Bunu da ancak, Allah ve Resûlünün rızasını kazanmak yolunda göze almıştık" dedikten sonra şunu ilave etmişti:
"Vallahi, ben senin bu dediklerini Resûlullaha söyleyeceğim ve bunun doğru olup olmadığını soracağım!"
O sırada Resûl-i Kibriyâ Efendimiz geldi.
Esmâ binti Umeys, Hz. Ömer'in kendisine söylediklerini nakletti.
Resûl-i Ekrem, "Buna karşılık sen ona ne söyledin?" diye sordu.
Hz. Esmâ, "Ben de ona şöyle şöyle cevap verdim" dedi.
Bunun üzerine Resûl-i Kibriyâ Efendimiz Hz. Esmâ'ya, "Bu hususta, bana sizlerden daha yakın kimse yoktur" buyurduktan sonra ilave etti:
"Ömer ve arkadaşlarına bir hicret sevabı vardır. Siz gemi halkına ise, iki hicret sevabı vardır!"370
Bunu duyan Habeşistan'dan gelen Müslüman muhacirler de son derece sevindiler. Bu da Müslümanların hicrete ne derece ehemmiyet verdiklerini açıkça göstermektedir.

Ganimetler
Hayber'de elde edilen ganimetler, bu gazâya katılmış olsun olmasın, Hudeybiye Sulh Anlaşması sırasında Peygamber Efendimizin yanında bulunan bütün Sahabîlere taksim edildi.371 Cenâb-ı Hak, Hudeybiye seferine iştirak edenlere, fethedileceğini ve kendilerine bol ganimet ihsan edeceğini önceden haber verip müjdelemişti.372
Resûl-i Ekrem Efendimiz Ayrıca, Hayber'de gelip İslâm ordusuna katılan Devs Kabilesine mensup dört yüz Müslüman ile, Câfer bin Ebî Tâlib'in (r.a.), başkanlığında Habeşistan'dan dönen ve Hayber'de Müslümanlara kavuşan Habeşistan muhacirlerine de bu ganimetten hisse ayırdı.373
Resûl-i Ekrem Efendimizin emriyle ganimet malları ilk önce beş parçaya ayrıldı. Beşte bir parça Peygamber Efendimize teslim edildi. Geri kalan dört parça ise Efendimizin emriyle satışa çıkarıldı.
Peygamber Efendimiz, ganimet mallarından satılanların paralarını Müslümanlar arasında taksim etti.374
Hayber'in gayrı menkul malları, yeni arazi ve varidatı ise Şıkk, Natat ve Ketîbe mülkleri olarak bölüştürüldü. Şıkk ve Natat ve Ketibe mülkleri, Müslümanların beşte biri hisselerine karşılık tutuldu. Ketibe mülkleri ise Beytülmale ait olmak üzere Peygamber Efendimize bırakıldı.375
Resûl-i Ekrem Efendimiz, Ketibe'nin mülk ve mahsûllerini ihtiyaç derecelerine göre, akrabaları, hanımları, Müslüman erkek ve kadınlar arasında bölüştürüldü.376
Ganimetler arasında, Tevrât'tan müteâddit nüshalar da vardı. Yahudiler bunların iâdesini taleb ettiler. Peygamber Efendimizin emriyle Müslümanlar, Tevrat nüshalarını derhal geri verdiler. Böylece, diğer dinlere karşı olan geniş müsamahalarını bu hareketleriyle göstermiş oldular. Bu hadise aynı zamanda Müslümanların, Allah tarafından daha önceki peygambere gönderilmiş Mukaddes Kitaplara hürmet gösterdiklerinin bir ifâdesiydi.

Yahudilerin, Peygamberimizi Zehirlemeye Kalkışmaları
Peygamber Efendimizin Bütün iyi niyet ve güzel muamelesine rağmen, Yahudilerin İslâma karşı gönüllerinde besledikleri kin ve düşmanlık ateşi bir türlü sönmüyordu. Her iyi muameleye karşı, kötü bir hareketle, hâince bir tertiple cevap vermeyi âdeta kendilerine huy edinmişlerdi.
Hayber fethedilmiş, Peygamberimiz Ashabıyla birlikte istirahata çekilmişti. Savaşla, Resûl-i Ekremi mağlup edemeyen Yahudiler, bu sefer hâince bir tertibin içine girdiler. Onu zehirlemeye karar verdiler. Bu vazifeyi, meşhur Yahudi Sellam bin Mişkem'in karısı Zeynep üzerine aldı. Plân gereği Zeynep, bir dişi keçi kızarttı ve her tarafını tesirli bir zehirle zehirledi. Ayrıca Peygamber Efendimizin, davarın kol ve kürek etini daha çok sevdiğini de sorup öğrendiği için, keçinin oralarına daha da çok zehir serpti.
Dessas Yahudi kadını kızartılmış, kebap edilmiş zehirli keçiyi alıp getirdi ve "Ey Ebû'l-Kasım! Bunu sana hediye ediyorum" diyerek Peygamber Efendimizin önüne koydu.
Kadın uzaklaşırken, Peygamber Efendimiz ve orada hazır bulunan Sahabîler de ortaya konulan etten yemeye hazırlandılar. Resûl-i Ekrem, etin sevdiği kürek kısmından bir lokma aldı; fakat yutmadan Sahabîlere, "Ellerinizi çekiniz! Şu kürek, etin zehirlenmiş olduğunu bana haber veriyor"377 buyurdu.
Herkes elini çekti. Sadece Bişr bin Bera Hazretleri ağzına aldığı lokmayı yutmuştu. Et öylesine zehirli idi ki Hz. Bişr, oturduğu yerde birden morardı ve ânında şehid oldu.378
Peygamberleri öldürmekle iştihar bulan, zehirleme marifetini her milletten çok daha iyi beceren Yahudilerin bu teşebbüsü de sonuçsuz kalınca, Peygamber Efendimiz, bu tertibe âlet olan Zeyneb'i huzuruna çağırdı. Zeynep suçunu itiraf etti. Peygamber Efendimizin, "Bunu neden yaptın?" sorusuna şu cevabı verdi:
"Eğer gerçekten bir peygambersen, sana haber verilecek; dolayısıyla zarar görmeyecektin. Eğer peygamber değil de bir hükümdarsan, kendimizi ve insanları senden kurtarmak için yaptım!"379
Bazı rivâyetlerde, hiç kimseden şahsî intikam alma duygusu taşımayan Peygamberimiz, kadını öldürmeyip af etmiştir.380 Bazı rivâyetlerde ise onu öldürttüğünden bahsedilir. Tahkik ehli demiş ki: Hz. Resûlullah öldürtmemiş, fakat şehid olan Bişr'in varislerine vermiş, onlar kısas olarak öldürmüşlerdir.381
Hayber'de Yasaklanan Şeyler
Resûl-i Kibriyâ Efendimiz, Hayber günü Müslümanlara dört şeyi Yasakladı:
1) Esir alınan kadınlara dokunmayı.
2) Ehlî merkeplerin etlerini yemeyi.
3) Yırtıcı, azı dişli hayvanların etini yemeyi.
4) Ganimet mallarının bölüştürülmeden satılmasını veya satın alınmasını.382

Fedek Yahudileriyle Anlaşma Yapılması
Peygamber Efendimiz Hayber'in fethinden sonra Muhayyısa bin Mesûd'u İslâmiyete dâvet etmek üzere Medine'den iki konak mesafede bulunan Fedek köyünde oturan Yahudilere gönderdi. Fedek Yahudileri bir kaç kere sâir Yahudilerle birleşerek Medine üzerine yürümeyi kararlaştırmış, ancak buna muvaffak olamamışlardı.
Fedek Yahudileri, Resûlullahın elçisi Muhayyısa'nın sulh teklifini önce kabul etmediler. Sonra Peygamber Efendimizin üzerlerine yürüyüp, Hayber Yahudilerinin uğradıkları âkibete uğrayacaklarından korkup bu görüşlerinden vazgeçtiler ve sulh teklif ettiler. Peygamberimiz onların bu teklifini kabul etti.
Yapılan anlaşmaya göre, kanları bağışlandı. Arazilerinin yarısı kendilerine bırakıldı. Diğer yarısı ise Peygamber Efendimize (a.s.m.) mahsus kılındı. Sâir Müslümanlar arasında bölüştürülmedi. Zira, Haşr Sûresinin altıncı âyeti ile, hiç bir askeri hareket yapılmadan, barış yoluyla fethedilen yerler Peygamber Efendimize tahsis buyurulmuştur. Fedek'te aynı durum vuku bulduğu için alınan arazinin yarısı Peygamberimize kaldı.383 Resûl-i Ekrem Efendimiz, bunun gelirini, kendi zâtı, Haşimoğullarının küçükleri ile onların yetimlerini evlendirmek için sarfederdi.384

Vâdi'l-Kurâ'nın Alınması
Daha sonra Peygamber Efendimiz ordusuyla Hayber' den ayrılıp Vâdi'l Kurâ'ya hareket etti. Burası Hayber ile Teyma arasındaki köylerin bulunduğu bir yerdi. İslâmdan evvel, Yahudiler buraya yerleşerek imâr etmişlerdi.
Vâdi'l Kurâ Yahudileri de, Benî Kurayza Yahudilerinin Hendek Savaşında yaptıkları hainlikten dolayı cezalandırıldıktan sonra, civar Yahudileri de yanlarına alarak Medine üzerine yürümeyi kararlaştırmışlar, ancak bu fırsatı elde edememişlerdi.
Resûl-i Ekrem (a.s.m.) buradaki Yahudileri önce İslâma dâvet etti. Müslüman oldukları takdirde kanlarının bağışlanacağını, mallarının da kendilerine bırakılacağını, kalblerinde gizlediklerinin hesabının ise Allah'a ait bir iş olduğunu bildirdi.385 Vâdi'l Kurâ ahalisi bu teklifi kabul etmeyip çarpışmaya hazırlandı.
Bunun üzerine Peygamber Efendimiz (a.s.m.), onları muhasara altına aldı. Muhasaranın ilk günü cereyan eden çarpışmada Yahudilerden on kadar adam öldürüldü.386
Resûl-i Ekrem, ikinci kere onları İslâma dâvet etti. Yine kabule yanaşmadılar ve mücahidlere karşı koydular. Fakat mücahidlerin hücumuna karşı fazla dayanamadılar, henüz güneş bir mızrak boyu yükselmişti ki, teslim olmak mecburiyetinde kaldılar.387
Burada, bol miktarda ganimet elde edildi. Resûl-i Ekrem usulüne göre ganimeti beş kısma ayırdı. Dört payını mücahidler arasında bölüştürdü. Bir payını da Beytülmale ayırdı.
Arazisi ise, Hayber'de olduğu gibi orada bulunan ahaliye, mahsulatının yarı yarıya bölüştürülmesi şartı ile bırakıldı.388

Teyma Yahudilerinin Cizye Vermeyi Kabul Etmesi
Medine ile Şam yolu üzerinde Hayber ile Tebük arasında bulunan Teyma mevkiinde de Yahudiler oturuyorlardı. Peygamber Efendimizin Hayber ve Vâdi'1 Kurâ'da yaptıklarını duymuşlardı. Bu sebeple İslâm ordusu buraya gelir gelmez, cizye vermeyi kabul ettiler. Dolayısıyla yurtlarından ayrılmamış, toprakları da ellerinden gitmemiş oldu.389

Hayber Fethinin Önemi
Hayberin fethi ile hemen hemen Arabistan'daki bütün Yahudiler İslâm devletine tâbi duruma gelmiş sayılıyordu. Daha evvel de, Hudeybiye Sulhu ile müşriklerden gelebilecek herhangi bir tehlike önlenmiş bulunduğundan, bu fetih ile İslâmiyet büyük bir serbestiyet imkânına kavuşuyordu.
Hudeybiye Anlaşmasıyla, müşriklerin, Yahudilerin yardımına koşmaları veya onlarla işbirliğine girişmeleri önlenirken, bu fetih ile de Yahudilerin Kureyş müşrikleriyle herhangi bir işbirliğine teşebbüsleri bertaraf edilmiş oluyordu. Ancak, ne müşriklerden Yahudilere, ne de Yahudilerden müşriklere bir ümit ışığı kalmıştı. Böylelikle Kureyş müşriklerinin Müslümanlara karşı her zaman kullanmayı düşündükleri bir kollarını kaybetmiş sayılıyorlardı.
Bu fetih etrafta da büyük akisler uyandırdı. Çünkü, Hayber'in çok kuvvetli kalelere sahip bulunduğu, buradaki Yahudilerin harp sanatını çok iyi bildikleri, harp malzemesi bakımından da üstün bir seviyede bulundukları, cesur adamlarının, yiğitlerinin oldukça fazla olduğu herkesçe biliniyordu.
Bütün bunlara rağmen, İslâm ordusu karşısında mağlup düşmeleri, hepsini korkutuyor, Müslümanların yenilmez bir güç halini aldıklarını bir kere daha anlıyorlardı. Nitekim Hayber fethinden sonra, civar kabileler teker teker kendi arzularıyla gelip İslâm hâkimiyetini kabul ederek boyun eğdiklerini bildirmişlerdir.
Bu bakımdan Hayber'in fethi, İslâm tarihinde önemli bir yer işgal eder.

328. Tabakât, 2:106.
329. Sîre, 3:364.
330. Müsned, 5:271.
331. İbn-i Kesîr, Sîre, 3:344-345; Değişik ifâdelerle bkz.: Buharî, 3:48; Müslim, 3:1427-1429.
332. Sîre, 3:343; Müslim, 3:1428.
333. Buhari, 3:50.
334. Kaf Sûresi, 16.
335. Nesei, 8:265.
336. Sîre, 3:343; Zâdü'l-Mead, 2:148.
337. Sîre, 2:343; Müsned, 3:111.
338. Sîre, 3:344; Tabakât, 2:109; Müsned, 3:111.
339. Müsned, 3:111.
340. Sîre, 3:349; Müsned, 5:353.
341. Tabakât, 4:303.
342. A.g.e., 4:303.
343. Müslim, 3:1428.
344. Tabakât, 4:327.
345. A.g.e., 4:328.
346. Sîre, 3:349; Tabakât, 2:111; Buhari, 3:51; Müsned, 3:353.
347. Müslim, 4:1872.
348. Sîre, 3:340; Buharî, 3:51.
349. Müsned, 1:99.
350. Ravdü'l-Ünf, 6:560.
351. Sîre, 3:349; Tabakât, 2:110; Ibn-i Kesîr, Sîre, 3:352.
352. Tabakât, 2:110; ibn-i Kesîr, Sîre, 3:352.
353. Buharî, 3:51; Zâdü'l-Mead, 2:149; ibn-i Kesîr, Sîre, 3:351.
354. Sîre, 3:347; Tabakât, 2:112; Taberî, 3:94; İbn-i Kesîr, Sîre, 3:357.
355. Tabakât, 2:112; Müsned, 4:52.
356. Megazî, 2:657.
357. Sîre, 3:349-350; ibn-i Kesîr, Sîre, 3:359.
358. İbn-i Kesîr, Sîre, 3:361.
359. A.g.e., 3:362.
360. Sîre, 3:359.
361. A.g.e., 3:359.
362. Sîre, 3:359.
363. Tabakât, 2:110; ibn-i Kesîr, Sîre, 3:376-377; İnsanü'l-Uyûn, 2:744.
364. Sîre, 3:352-371.
365. A.g.e., 3:352.
366. Sîre, 3:369.
367. Tabakât, 2:107.
368. Müslim, 4:1946.
369. Tabakât, 4:35.
370. Buharî, 3:53-54; Müslim, 4:1947.
371. Sîre, 3:364.
372. Fetih Sûresi, 8-19.
373. Tabakât, 2:108; Müslim, 4:1946.
374. Tabakât, 2:107.
375. Sîre, 3:363.
376. A.g.e., 3:365-367.
377. Sîre, 3:352; Sünen, 4:175.
378. İnsanü'l-Uyûn, 2:767.
379. Sîre, 3:352; Taberî, 3:95; İbn-I Kesîr, Sîre, 3:397.
380. Kastalanî, Mevahibû'l-Ledünniye, 1:181.
381. Tabakât, 2:107; İnsanü'l-Uyûn, 2:769.
382. Sîre, 3:345.
383. Sîre, 3:368.
384. Muhammed el-Huderî, Nuru'l-Yakîn, s. 195.
385. İbn-i Kesîr, Sîre, 3:413.
386. A.g.e., 3:413.
387. A.g.e., 3:413.
388. İbn-i Kesîr, Sîre, 3:413.
389. A.g.e., 3:413; İnsanü'l-Uyûn, 2:775.

Kainat' ın Efendisi (ASM)