BENÎ MÜRRE SEFERİ
Hicretin 8. senesi, Sefer ayı.
Hendek Muharebesinde, Müslümanları muhasara altına alan Ebû Süfyan bin Harb
komutasındaki on bin kişilik ordunun dört yüzünü Benî Mürreler teşkil
etmişlerdi.453
Ayrıca, Resûl-i Ekrem Efendimizin Hicretin yedinci yılında kendilerini
cezalandırmak için gönderdiği Beşir bin Sa'd kumandası altındaki otuz kişilik
mücahidler birliğinin yirmi sekizini de şehid etmişlerdi.454
Resûl-i Ekrem Efendimiz, bu İslâm düşmanı kabileye de gereken dersi vermek
istiyordu. Bunun için Galib bin Abdullah'ı iki yüz kişinin başında Benî
Mürrelere gönderdi.
Galib bin Abdullah, emrindeki mücahidlerle Benî Mürrelerin çok yakınına kadar
sokuldu. Orada mücahidlere bir hitabede bulundu. Özetle şöyle dedi:
"Bana itaatsizlik etmeyiniz! Çünkü, Resûlullah Aleyhisselâm, 'Benim kumandanıma
itaat eden, bana itaat etmiş, ona saygısızlık eden de, bana itaatsızlık etmiş
olur' buyurmuştur. Buna binâen, siz, her ne zaman bana itaatsizlik ederseniz,
Peygamberinize itaatsızlık etmiş olursunuz"455
Mücahidler, komutanlarının emriyle sabahleyin erkenden tekbirler getirerek Benî
Mürrelerin üzerine baskın yaptılar. Birçoklarını öldürdüler. Kadın ve çocukları
da esir aldılar. Bir çok deve, sığır ve davan da ganimet olarak ele
geçirdiler.456
Hz. Üsâme bin Zeyd, Mirdas bin Nehik adında birinin peşine düşmüş ve onu müşrik
sanarak öldürmüştü. Bunu kumandan Galip bin Abdullah'a gelerek şöyle anlattı:
"Ben, birinin peşine düştüm. Kılıcımı kaldırıp vuracağım zaman, adam 'Lâ ilâhe
illallah' dedi."
Galip bin Abdullah, "Peki, bunun üzerine kılıcını kınına soktun mu?" diye sordu.
Hz. Üsâme, "Hayır," dedi, "vallahi, boyun damarını kesmedikçe vazgeçmedim."
Mücahidler hep birden, "Vallahi," dediler, "sen, emredilmeyen kötü bir iş
yaptın; 'Lâ ilâhe illallah' diyen bir adamı öldürdün."
Hz. Üsâme, yaptığına son derece üzüldü.
Galib bin Abdullah bundan sonra emrindeki mücahidlerle Medine'ye döndü.
Medine'ye gelince, Hz. Usâme hadiseyi Peygamber Efendimize anlattı. Resûl-i
Kibriyâ hiddetle, "Ey Üsâme! Demek sen 'Lâ ilâhe illallah' demiş olan bir adamı
öldürdün ha!" buyurdu.
Hz. Üsâme mazeret beyan etti:
"Yâ Resûlallah! O, ancak silahtan korktuğu için 'Lâ ilâhe illallah' demiştir."
Resûl-i Ekrem Efendimiz bu mazeret karşısında daha da hiddetlendi ve şöyle
buyurdu:
"Bari, adamın kalbini de yarsaydın, bu sözü gerçekten mi, yoksa yalandan mı
söylediğini öğrenseydin ya!" buyurdu.457
Hz. Resûlullahın çok sevdiği ve çoğu zaman terkisinde taşıdığı Hz. Usâme der ki:
"Resûlullah Aleyhisselâm, bu sözü bana o kadar tekrarlayıp durdu ki, keşke o gün
yeni Müslüman olmuş ve adamı da ben öldürmemiş olsaydım, diye içimden temenni
ettim."458
Burada şuna işaret etmek lâzımdır ki, Hz. Üsâme'nin bu sözü hakikat değil, o
anda duyduğu ızdırabın mübalağa ile ifadesidir. Hz. Üsâme bu adamın kelime-i
tevhidi getirmesine ehemmiyet vermeyip öldürürken, "Fakat azabımızı görünce îmân
etmiş olmaları kendilerine bir fayda vermedi..."459 meâlindeki âyetin zahiri ile
istidlal etmiş olacaktır. Bu sebepledir ki, Peygamber Efendimiz sadece onu
azarlamakla yetinip, diyetle emretmedi.
"Size İslâm selâmı veren kimseye, dünya hayatının gelip geçici nimet ve
ganimetini arzu ederek, 'Sen mü'min değilsin' demeyin"460 meâlindeki âyet-i
kerime de bu hâdise üzerine nâzil olmuştu.461
453. Tabakât, 2:66.
454. A.g.e., 2:119.
455. Tabakât, 2:126.
456. Tabakât, 2:126; İnsanü'l-Uyûn, 3:197.
457. Sîre, 4:271; Müslim, 1:96.
458. Sîre, 4:271; Müslim, 1:96.
459. Mü'min Sûresi, 85.
460. Nisa Sûresi, 94.
461. Zebidî, Tecrid-i Sarih Terc: Kâmil Miras, 10:293.