BENÎ KURAYZA GAZÂSI
Hicretin 5. senesi. (Milâdî 627) Benî Kurayza Yahudilerinin
Peygamber Efendimizle olan anlaşmalarına göre, Hendek Muharebesinde düşman
tarafından sarılan Medine'yi Müslümanlarla elele vererek müdafaa etmeleri
gerekiyordu.174 Fakat, bunu yapmadılar. Üstelik anlaşma hükümlerini hiçe
sayarak, harbin en nâzik safhasında müşriklerle işbirliğine giriştiler.
Peygamber Efendimizin tahkik ve sulh için gönderdiği heyete hakarette bulundular
ve, "Resûlullah da kim oluyormuş? Muhammed'le aramızda ne ahid vardır, ne de
akid" dediler. Hattâ daha da ileri giderek Peygamber Efendimiz için küstahça
sözler bile sarfettiler.175
Bununla da yetinmediler. Medine üzerine baskınlar düzenleyerek, Müslüman âile ve
çocukları kılıçtan geçirme teşebbüsüne bile kalkıştılar. Bu hareketleriyle
Müslümanları, harp endişesinden daha büyük bir telâş ve endişeye düşürdüler. Bu,
Peygamber Efendimizin kendilerine lütufkâr davranmasına karşı açık bir nankörlük
ve hıyânetti.
Hendek Muharebesinde 10 bini bulan düşman ordusu büyük bir hezimete uğrayarak
geri çekilmişti. Harpte müşrikler yanında yer alan Kurayzaoğulları da hayal
kırıklığı içinde Medine'ye iki saatlik mesafede bulunan sağlam kalelerine
çekilmişlerdi.
Giriştikleri hâince hareketin farkında idiler. Bu sebeple, Resûl-i Ekremin her
an üzerlerine yürümesinden endişe duyup korkuyorlardı.
Cebrâil'in (a.s.) Getirdiği Emir
Nitekim, Müslümanlar Medine'ye henüz yeni dönmüşlerdi ki, Cebrâil (a.s.) Resûl-i
Ekreme şu emri getirdi:
"Yâ Muhammed! Yüce Allah, sana, Benî Kurayza üzerine yürümeni emrediyor!"176
Resûl-i Ekrem Efendimiz, silahını yeni çıkarmış, temizliğini henüz bitirmişti.
Derhal Hz. Bilal'i çağırtarak, bütün Müslümanlara şunu nidâ etmesini emretti:
"İşiten ve Allah'ın emrine itaat edenler, ikindi namazını Benî Kurayza yurdunda
kılsın!"177
Bu dâveti duyan Müslümanlar da bir anda toplandılar.
Peygamberimiz sancağı Hz. Ali'ye teslim ederek ordudan önce onu yola çıkardı.
Abdullah bin Ümmi Mektûm'u ise Medine'de yerine imam bıraktı.178
İslâm ordusu 3000 kişiden ibaretti. İçlerinde 36 süvari vardı. Ordu,
Resûlullah'la olan anlaşmasını en nazik bir zamanda bozan, vatana hıyânet eden,
düşmanla işbirliğine girişen Benî Kurayza Yahudilerine hak ettikleri cezayı
vermek üzere yola çıkıyordu.
Ordudan önce yola çıkarılmış olan Hz. Ali, Kurayzaoğulları kalelerine
yaklaşarak, sancağı kalenin dibine dikti. Bu esnada Yahudilerden bazı nâhoş
sözler duydu. Kurayzaoğulları, Peygamber Efendimiz hakkında ağır laflar ediyor,
ileri geri küstahça konuşuyorlardı.
Bu davranışlarıyla giriştikleri hâinlikten pişmanlık duymadıklarını açık açık
belli ediyorlardı.
Hz. Ali, sancağı bir başka Sahabîye teslim ederek geri döndü.Yolda Peygamber
Efendimizi karşıladı. Onun bu sözleri işitip de üzülmesini istemiyordu.
"Yâ Resûlallah," dedi, "şu şirret adamların yakınına kadar varmasan, olmaz mı?"
Resûl-i Ekrem, "Neden?" diye sordu.
Hz. Ali, Yahudilerden işittiği nahoş sözleri tekrarlamaktan utanıp sustu.
Peygamber Efendimiz: "Herhalde, sen, onlardan beni üzecek birtakım sözler
işitmişsindir" deyince Hz. Ali, "Evet, yâ Resûlallah" karşılığını verdi.
O zaman Peygamber Efendimiz şöyle buyurdu:
"Musa Peygamber, bundan daha ağırıyla karşılaşmış, daha çok üzülmüştü.
"Git! O Allah düşmanları, beni görecek olurlarsa, söylemiş oldukları çirkin
sözlerden hiçbirini söyleyemeyeceklerdir!"179
Resûl-i Ekrem Efendimiz, mücahidlerle Benî Kurayza Yahudilerinin kalelerinin
dibine kadar vardı. Oradan Yahudi ileri gelenlerinin isimlerini birer birer
zikrederek onlara şöyle seslendi:
"Ey Allah'ın gazabına uğrayarak maymuna çevrilmiş olanların kardeşleri!
Allah
sizi hor, hakîr kıldı mı ve belâsını, cezasını üzerinize indirdi mi? Demek siz
bana kötü söz söylediniz öyle mi?"
Yahudi ileri gelenleri süt dökmüş kediye dönmüşlerdi:
"Yâ Ebâ'l-Kasım! Sen, sözünü bilmezlerden değilsin! Musâ'ya indirilmiş olan
Tevrat'a yemin ederiz ki, biz sana hiçbir kötü laf sarfetmedik" diyerek
söylediklerini inkâr ettiler.180
Benî Kurayzalıların Muhasaraya Alınması
Benî Kurayza Yahudileri, cürüm üzerine cürüm işlediler. Peygamber Efendimiz ve
mücahidleri iyi bir şekilde karşılamak yerine, onlar hakkında ileri geri
konuştular, söylenmeyecek laflar ettiler. Bu, onların teslim olmayıp mukavemet
edeceklerinin ifadesi idi.
Bunun üzerine Peygamber Efendimiz, önce mücahidlere onları oka tutmalarını
emretti. Mücahidler onlara ok yağdırmaya başladılar. Kurayzaoğulları da
kalelerinden Müslümanların üzerine en şiddetli bir şekilde ok yağdırıyorlardı.
Böylece, Kurayzaoğulları muhasara altına alınmış oluyorlardı.
Görünüşte Hz. Resûlullah ve Müslümanların yanında bulunan, hakikatta ise daima
İslâm düşmanlarıyla gizliden gizliye işbirliği yapan münafıklar, muhasara
esnasında Kurayzaoğullarına gizlice şu haberi gönderdiler:
"Sizler teslim olmayınız! Medine'den çıkıp gidin deseler de, çıkıp gitmeyiniz!
"Onların istediklerini kabul etmeyip çarpışmayı sürdürürseniz, biz size hem
canımız hem silahlarımızla yardıma söz veriyoruz."
Haliyle gizlice gelen bu haber Kurayzaoğullarına bir cesaret verdi. Karşı
koymaya devam ettiler.
Peygamber Efendimiz (a.s.m.), herşeye rağmen muhasarayı kaldırmıyordu.
Müslümanları da cihâda ve sıkıntılara katlanmaya teşvik edici konuşmalar
yapıyordu.
Benî Kurayzalılar, muhasaranın uzadığını görünce, sıkılmaya başladılar.
Münafıklardan da herhangi bir yardım gelmeyince bütün bütün maneviyatları
sarsıldı. Büyük bir korkuya kapıldılar. Bunun üzerine görüşme isteğinde
bulundular. Resûl-i Ekrem Efendimiz istediklerini kabul etti.
Peygamber Efendimizle görüşmek ve konuşmak üzere içlerinden Nabbaş bin Kays'ı
gönderdiler. Nabbaş, "Yâ Muhammed!" dedi, "Benî Nadir Yahudilerinin teslim
olmalarındaki gibi kanımızı dökme, mal ve silahlar senin olsun! Kadınlarımız ve
çocuklarımızı alıp memleketinden çıkıp gidelim. Her cins silah hariç olmak
üzere, her âile için bir devenin taşıyabileceği gerekli eşyayı götürmemize
müsâade et!"
Peygamber Efendimiz, "Hayır, bu teklifi kabul edemem" buyurdu.
Nabbaş ikinci olarak şu teklifi yaptı:
"Öyle ise kanımızı bize bağışla. Sadece kadınlarımızı ve çocuklarımızı alıp
gidelim. malları olduğu gibi bırakalım!"
Peygamber Efendimiz, "Hayır," dedi, "kayıtsız, şartsız, benim hükmüme itaat edip
teslim olmaktan başka hiçbir çareniz yoktur!"
Nabbaş, me'yus ve perişan bir halde, kavminin yanına döndü. Olup bitenleri
olduğu gibi anlattı.
Ka'b bin Esed'in Teklifleri
Ka'b bin Esed, onların reislerinden biri idi. Bütün bu olup bitenlerden sonra
durumu açık seçik anlamıştı.
"Ey Yahudi topluluğu!" dedi. "Görüyorsunuz ki, bir felâketle karşı karşıya
gelmiş bulunuyoruz.
"Size, üç ayrı teklifim olacak. Onlardan istediğinizi kabul edebilirsiniz.
"Benî Kurayzalılar merakla, "Nedir o tekliflerin?" diye sordular. Ka'b
tekliflerini sıralamaya başladı:
"Birinci teklifim: Şu adama tâbi olalım ve onun peygamberliğini kabul edelim!
"Vallahi, onun Allah tarafından gönderilmiş, kitabınızda sıfatlarını yazılı
bulduğunuz peygamber olduğu sizce de malûm olmuştur.
"Ona iman edecek olursanız, kanlarınız, mallarınız, çoluk çocuğunuz kurtulmuş
olur!
"Ona tâbi olmayışımızın tek sebebi, Araplara karşı duyduğumuz kıskançlık ve onun
İsrailoğullarından gelen bir peygamber olmayışıdır! Halbuki bu,
Allah'ın
bileceği bir iştir.
"İbni Hıraş'ın yanınıza geldiği zaman size söylediği şeyleri hatırlamıyor
musunuz? O, 'Ben, Şam gibi her türlü yiyeceği, içeceği bol olan bir yeri terk
edip su kırbası, hurma ve arpadan başka birşeyi bulunmayan bir yere geldim'
demişti.
'Bununla başka neyi kastetmek istiyorsun?' diye sorulunca da o; 'Mekke'den bir
peygamber çıkacaktır. O zaman sağ olursam ona tâbi olur ve ona yardım ederim.
Eğer, benden sonra gelirse, ona karşı hîle ve aldatma yoluna başvurmaktan
sakınınız! Ona tâbi olup dostları ve yardımcıları olunuz' dememiş miydi?"
Benî Kurayza Yahudileri, "Hayır," dediler, "biz, bizden başkasına tâbi olmayız.
Biz kitap sahibi bir cemâatız!"
Kâ'b, bu teklife kimsenin yanaşmadığını görünce, ikinci teklifini yaptı:"O halde
size ikinci teklifim şudur: Geliniz, çocuklarımızı ve kadınlarımızı öldürelim.
Tâ ki aramızda herhangi bir ağırlık kalmış olmasın. Sonra da kılıçlarımızı
sıyırıp Muhammed'le Ashabının üzerine yürüyelim. Allah, onunla aramızda kesin
hükmünü verinceye kadar çarpışmaya devam edelim. Ölürsek, zaten arkamızda
bıraktığımız bir nesil yok! Şayet, galip gelirsek yeniden evlenir, evlâtlar
yetiştiririz."
Kurayzaoğulları bu teklifi de uygun görmediler.
O zaman Kâ'b, üçüncü teklifini arz etti:
"Size üçüncü teklifim şudur: Bu gece Sebt (Cumartesi) gecesidir. Bu gece,
Muhammed ve Ashabı, bizim kendilerine karşı herhangi bir harekette
bulunmayacağımızdan emin ve gafil bulunabilirler.
O halde hemen kalelerimizden aşağı inelim. Onları ansızın vurabiliriz."
Kurayzaoğulları bu teklife de şu cevabı verdiler:
"Biz, Sebt günü çalışma yasağını nasıl bozabiliriz. Bizden önce, Sebt
(Cumartesi) gününe hürmetsizlikten dolayı maymun ve domuzlara çevrilen belli
kimselerden başka, hiç kimsenin ihdas etmediği birşeyi biz nasıl ihdas
edebiliriz?"
Kâ'b'ın bütün bunlardan sonra son sözleri şunlar oldu:
"İçinizden hiçbir kimse, doğduğundan şu âna kadar, bir gece bile tedbirli ve
doğru görüşlü olarak gününü geçirmemiştir."181
Bunların Müslüman olmasına sebep, yıllar önce kendilerini ziyaret eden İbni
Heyyiban'ın konuşmasıydı.
Aralarında bundan sonra bir kargaşalık başladı. Birbirlerine ileri geri lâflar
sarfettiler. Bir taraftarı da kadınlar ve çocuklar ağlaşıp duruyorlardı.
Yahudiler yaptıklarından son derece pişman oldular.
Bu sırada iki kardeş olan Sa'lebe ile Esid bin Sâ'ye ortaya çıkıp,
Kurayzaoğullarına şu nasihatta bulundular:
"Ey Kurayzaoğulları! Vallahi, siz gayet iyi biliyorsunuz ki Muhammed
Allah'ın
Resûlüdür.
"Onun vasıflarını bize hem kendi âlimlerimiz, hem de Benî Nadir âlimleri
söylemişlerdir. Onlardan biri, hepimizin çok sevdiği İbni Heyyiban'dı. O öleceği
sırada, bu Peygamberin sıfatlarını bize haber vermişti" dediler.
Benî Kurayza Yahudileri, "Hayır! Bu, o gelecek peygamber değildir" diyerek hakkı
bile bile inkâr ettiler.
Fakat, Sa'yeoğulları söylediklerinden vazgeçmediler. Bu inançlarını pervasızca
tekrarladılar:
"Vallahi," dediler, "bu gelecek olan o peygamberin sıfatındandır!
Allah'tan
korkunuz da, ona iman ediniz!"182
Kurayzaoğulları kıskançlıklarının esiri olmuşlardı. Peygamber Efendimizin
nübüvvetini tasdik etmeye niyetli görünmüyorlardı.
Bunun üzerine iki delikanlı olan Sa'lebe ve Esid'le amcalarının oğlu Esed bin
Ubeyd kaleden inip, Müslüman oldular.183
İbni Heyyiban Şamlı bir Yahudi idi. Âlimdi. İslâmın gelişinden iki yıl önce Benî
Nadir Yahudilerine gelip misafir olmuştu.
Aralarında bir müddet yaşadıktan sonra ölüm döşeğine düşmüştü. Vefât edeceğini
anlayınca, "Ey Yahudi cemâatı! Ben, buraya ne için geldim, bilir misiniz?" diye
sormuştu.
Yahudiler, "Sen, daha iyi bilirsin" demişlerdi.
Bunun üzerine İbni Heyyiban geliş maksadını şöyle anlatmıştı:"Ben, bu memlekete,
sadece gelme zamanı çok yaklaşmış bulunan ve buraya hicret edecek olan o
peygamberi görmeye geldim! Umarım ki, o çok yakında gelecek ve ben de ona tâbi
olacağım.
"Ey Yahudi cemâatı! Ona tâbi olmakta herkesten önce davranmalısınız."184
Ölüm döşeğinde Peygamber Efendimizin geleceğini müjdeleyen İbni Heyyiban,
umduğuna erme imkânı bulamadan orada hayata gözlerini yummuştu.185
Benî Kurayza Yahudileri, yirmi beş gece süren muhasaradan sonra, başka çare
kalmadığını anlayarak teslim olmayı kabul ettiler. Haklarında hüküm vermek üzere
de Peygamber Efendimizden bir hakem tayin edilmesini istediler.
Peygamberimiz, "Ashabımdan istediğinizi hakem olarak seçiniz" buyurdu.
Kurayzaoğulları, "Biz, Sa'd bin Muaz'ın vereceği hükme göre teslim oluruz"
dediler.
Peygamber Efendimiz, "Pekâla! Sa'd bin Muaz'ın hükmüne göre teslim olunuz"
buyurdu.186
Hendek Muharebesinde yaralanan Hz. Sa'd bin Muaz o sırada tedavisine bakılması
için, Mescid-i Nebevîde kurulan bir çadırda bulunuyordu. Evsli Müslümanlar, onu
alıp Hz. Resûlullahın huzuruna getirdiler.
Efendimiz şöyle buyurdu:
"Ey Sa'd! Bunlar, senin hükmüne göre teslim olmayı kabul ettiler. Haydi, onlar
hakkındaki hükmünü bana açıkla."
Hz. Sa'd, "Yâ Resûlallah!" dedi. "Ben, iyi biliyorum ki;
Allah sana, onlara
yapacağın muâmele hakkında bir emir vermiştir. Sen, Allah'ın sana emrettiğini
yap!"
Peygamber Efendimiz, "Evet, öyledir! Fakat, sen de onlar hakkındaki hükmünü bana
açıkla" dedi.
Hz. Sa'd, "Yâ Resûlallah! Onlar hakkında,
Allah'ın hükmüne uygun hüküm veremem
diye korkuyorum" diye cevap verdi.
Peygamberimiz ısrar etti, "Sen, onlar hakkında hükmünü ver! "187 buyurdu.
Benî Kurayza Yahudileri, eskiden beri Evslilerin müttefikleri idiler. Bu
sebeple, Hz. Sa'd onlardan söz almak istedi: "Kurayzaoğulları hakkında vereceğim
hükmü kabul edeceğinize dair bana Allah'ın ahd ve misakıyla söz veriyor
musunuz?" diye sordu.
Evsliler, "Evet, söz veriyoruz" dediler.
Hz. Sa'd, onlara hakem olması hasebiyle, Peygamber Efendimizden de bu hususu
sorması gerekiyordu. O sırada Peygamber Efendimiz, bazı Sahabîlerle bir tarafta
oturuyordu. Hz. Sa'd, Efendimize olan derin hürmetinden dolayı, bizzat ismini
zikredip sormaktan hâyâ duydu. Yüzünü başka tarafa çevirerek, "Şurada bulunan
zât da bu yolda vereceğim hükmü kabul buyuracağına dair bana,
Allah'ın ahd ve
misakıyla sizin gibi söz veriyor mu?" diye sordu.
Resûl-i Ekrem Efendimiz, "Evet" diye cevap verdi.
Bundan sonra Hz. Sa'd'ın emri üzerine Kurayzaoğulları kalelerinden indiler.
Silahlarını bırakıp teslim oldular.
Hz. Sa'd bin Muaz bütün bunlardan sonra hükmünü şöyle açıkladı:
"Ben, onlar hakkında buluğ çağına eren erkeklerin boyunlarının vurulmasına;
malların Müslümanlar arasında taksim edilmesine, çocuklarla kadınların ise esir
alınmasına hükmettim."
Peygamber Efendimiz, Hz. Sa'd'ı bu hükmünden dolayı tebrik ve takdir ederek,
"Sen, onlar hakkında, Allah Teâlâ'nın yedi kat gökler üzerinde verdiği hükmüne
uygun hüküm verdin" buyurdu.188
Hakikaten de, Hz. Sa'd bin Muaz'ın Kurayzaoğulları Yahudileri hakkında verdiği
hüküm, Hz. Musâ'nın şeriâtındaki hükme uygundu. Tevrat'ta bu hüküm şöyle
açıklanmıştır:
"Bir şehre harb için yaklaştığında, onu sulha dâvet edesin. Ve eğer sana sulh
cevabını verip, sana kapılarını açarsa, içinde bulunan kavmim hepsi sana haraç
verip, hizmet etsinler.
"Lâkin, eğer senin ile musalaha etmeyip harp eder ise, onu muhasara edesin.
"Ve, Allah'ın, onu senin eline teslim ettikte erkeklerin hepsini kılıçtan
geçiresin.
"Amma, kadınlar ile çocukları ve hayvanları ve bütün ganimeti, yani o şehirde
bulunanların hepsini yağma edip Allah'ın sana verdiği düşmanlarının
ganimetlerini yiyesin."189
Benî Kurayza Yahudileri, Tevrat'ın bu hükmüne uygun olarak kendilerine verilen
cezaya bilmecburiye rıza gösterdiler.
Peygamber Efendimizin emriyle, büluğ çağına ermiş erkeklerin elleri bağlandı.
Bütün eşyaları bir araya toplandı. Eli bağlı erkekler, mallar ve davarlar
Medine'ye getirildi. Ganimetler bir eve kondu. Davarlar ise, etrafa yayılmaya
bırakıldı. Daha sonra ganimetlerin beşte biri Beytü'l-Mâl'e yani devlet
hazinesine tahsis olundu. Kalanı mücahidler arasında pay edildi.
Verilen hüküm gereği erkeklerin boyunları vuruldu. Muhasara sırasında kaleden
aşağıya taş bırakarak bir Sahabînin şehid olmasına sebep olan Nübâte adındaki
bir kadına da kısas uygulandı.
Bu arada birkaç kişi de affa uğradı. Bunlar, daha önce Müslümanlara bazı
iyiliklerde bulunmuşlardı. İyilik gören Sahabîler, onların affını isteyince,
Resûl-i Ekrem de onları affetti.
Böylece, Medine'nin etrafı, muzır unsurlardan temizlenmiş oluyordu. Hz.
Resûlullah ve Müslümanlar, bu hâdiseden sonra uzun müddet huzur ve sükûn içinde
yaşadılar ve harpsiz bir devir geçirdiler.
174. Sîre, 2:147-148.
175. A.g.e., 3:233; Tabakât, 2:74; Müslim, 3:1389.
176. Sîre, 3:244.
177. A.g.e., 3:244-245; Tabakât, 2:74.
178. Tabakât, 2:74.
179. Sîre, 3:245; ibn-i Kesîr, Sîre, 3:228; Tabakât, 2:77.
180. Sîre, 3:245.
181. Sîre, 3:246-247.
182. Sîre, 3:228; İsâbe, 1:33.
183. Sîre, 3:227-228.
184. A.g.e., 3:228.
185. A.g.e., 3:228.
186. A.g.e., 3:351; Tabakât, 3:422.
187. Tabakât, 3:424-425.
188. Sîre, 3:251; Tabakât, 3:426; Taberî, 3:56.
189. Tevrat: Tesniye, Bab 20X 10-15.