BENÎ HİLÂL HEYETİ
Resûl-i Ekreme, bîat etmek üzere Medine'ye gelen heyetler
arasında Benî Hilâl Kabilesi temsilcileri de bulunuyordu. Bunlar, Abd-i Avf bin
Asram ve Kabîsa bin Muhârık adında iki kişi idi.(İbni Sa'd, Tabakât, 1:309)
Abd-i Avf, arkadaşlarıyla gelip Peygamberimizin huzurunda Müslüman olunca,
Efendimiz, "İsmin nedir?" diye sordu.
"Abdi Avf'tır" dedi.
Peygamber Efendimiz, "Sen, Abdullah'sın" buyurarak ismini değiştirdi (İbni Sa'd
Tabakât, 1:309)
Hilâloğulları temsilcilerinden Kabîsa bin Muhârık, bir ara Peygamberimize, "Yâ
Resûlallah, ben, kavmimden birisine kefil olup borçlandım. Bu hususta bana
yardım et!"(Müsned, 3:477) diyerek yardım talebinde bulundu.
Resûl-i Ekrem Efendimiz, Kabîsa'nın isteğine, "Olur! Biraz bekle! Bir yerden
zekât mallarından gelirse borcunu öderim" diye cevap verdi.
Sonra da, "Ey Kabîsa! Bilesin ki, halktan bir şey istemek şu üç durumdan birinde
bulunan kimseden başkasına doğru değildir:
1) İki kişinin (veya iki kavim ve kabilenin) arasını bulmak için borçlanan,
2) Mali bir âfet sebebiyle mahvolan,
3) Kavim ve kabilesinden aklı başında üç adamın şehâdetiyle fakir olduğu
tebeyyün eden.
"Ey Kabîsa, dilenmenin bundan ötesi haramdır"(Müslim, 2:722.) buyurdu. Böylece
Kabîsa'nın bu isteği, içtimaî hayatta mühim bir esas ve ölçünün ortaya konmasına
vesile oldu.
İslâm nazarında dilencilik, ihtiyacı olmadan bir kimseden bir şey istemek, en
kötü ahlâktan biri sayılmıştır. Bu hususta Resûl-i Ekrem Efendimizin (a.s.m.)
bir çok hadisleri mevcuttur.