ANA SAYFAYA DÖN *

T.C.

BAŞBAKANLIK
DİYANET İŞLERİ BAŞKANLIĞI

Mirac Kandili

13.10.2001

MİRAÇ KANDİLİ MESAJI

Kutsiyetiyle gönüllerimize feyiz ve bereket bahşeden Miraç Kandili’ni tekrar idrak etmenin sevinç ve mutluluğunu yaşamaktayız.

Kelime anlamıyla ”gece yolculuğu” manasına gelen İsra ve “yükselmek, yükseğe çıkmak, yükselmeyi sağlayan vasıta” anlamlarına gelen Miraç; insanlığın kurtuluşu için gönderilen Sevgili Peygamberimize, Allah’ın sonsuz kudretinin eserlerini temaşa etmesi için yaptırılan mukaddes ve manevi bir yolculuktur. Birçok hikmek ve ilahi sırları bünyesinde barındıran bu gece, İsra suresinin ilk ayetinde şöyle ifade edilmektedir:

“Kulu Muhammed’i bir gece Mescid-i Haram’dan, kendisine bir kısım ayetlerimizi göstermek için çevresini mübarek kıldığımız Mescid-i Aksa’ya götüren Allah’ın şanı yücedir. Doğrusu O, işitir ve görür.”

Mucizeler, insanların mahiyetini idrakte acze düştüğü, fizik alemiyle ifadesi mümkün olmayan ilahi tasarruflardır. Bu hadiseler, mutlak kudret sahibi Yüce Allah’a inananların imanını güçlendirdiği gibi O’nun; varlığının da apaçık delillerini oluşturmaktadır. Yeni bir bin yılın ilk yıllarını yaşadığımız bu günlerde beşer aklının ulaştığı icat ve keşifle, baş döndürücü teknolojik gelişmeler iletişim alanında ki yenilikler sayesinde mucizelerin mahiyetini kavramamız daha da kolaylaşmaktadır. İnsana düşen kendini ve kainatın tüm varlıkları yaratan sonsuz kudret sahibini mutlaka idrak etmesi ve ona kulluktan asla ayrılmamasıdır.

Peygamberimizin, Rabb’inin huzuruna yükseldiği en manalı ve en büyük mucizelerden biri olan Miraç; Resulullah’ın şahsında insanlığın önüne açılmış sınırsız bir yükseliş ufkudur. Bu hadise; maddi ve manevi yükselişe, bütün sufli duygulardan, her türlü kötülüklerden arınarak gerçek kulluğa , en yüce mertebeye erişmeye işaret vardır. Miraç’ta; çalıştığı zaman insanın maddi ve dünyevi mesafeleri kısaltabileceği, yerlere, göklere ve denizlere hakim olabileceği mesajları mevcuttur.

Allah’ın varlık alemine koyduğu ilahi düzen, inanan ve inanmayan insana göre değişiklik arz etmez. Çalışan hangi dinden olursa olsun yükselir, tembel olan mümin de olsa zelil olur. Milletlerin yükseliş ve düşüşleri bu ilahi kural üzere cereyan etmektedir. Nitekim yüce Allah Kur’an-ı Kerim’de bu gerçeği şöyle ifade etmiştir.

“.... Bir toplum, içinde bulunduğu durumu değiştirmedikçe, Allah onların halini değiştirmez.” (Ra’d:11)

Bu gecede, insanların dünyada ve ahirette ebedi mutluluğunu gaye edinen yüce İslam dininin ilmi, çalışmayı, kalkınmayı, güzel ahlakı vb. evrensel nitelik taşıyan tüm değerleri emretmiş olmasına rağmen bugünkü Müslümanların içinde bulundukları konumun değerlendirmezini iyi yapmalıyız. İslam aleminin ve tefrika sebebiyle içine düştüğü perişanlığı, geri kalmışlığı, dünyanın en yoksul ülkelerinden birinde yaşanan trajik ve buna karşın Müslüman olmayan bazı ülkelerin bir çok yönden kalkınmış olması bu gece bizleri derin tefekkürlere sevk etmelidir.

Mensubu olmakla büyük mutluluk duyduğumu yüce dinimiz, son zamanlarda dünya gündemini meşgül eden terör olaylarına alet edilmeye çalışmaktadır. Bir takım şer odaklarının, olayları maniple ederek dünya kamuoyunu yanıltma girişimleri, tüm Müslümanları büyük bir zan altına ittiği gibi, yüce dinimizi de lekelemeyi amaçlamaktadır. Adı barış ve esenlik anlamına gelen “İslam”, şuçsuz insanları öldürmek bir yana, herhangi bir canlının hayatına son vermeyi dahi yasaklamıştır. Bir insanı diriltmenin, tüm insanları diriltmek, bir insanı öldürmenin tüm insanları öldürmek anlamına geldiği, kendisine temel ilke edinen bir dinin, terörle uzaktan-yakından hiçbir bağlantısı olamaz.

Globalleşen dünyada karşılıklı güvenin, saygının ve hoşgörünün zedelenmesi sonucunu doğuracak davranışların hiçbir dine yararı yoktur. Gönüllerimizin müstesna bir çoşku yaşadığı bu mübarek gecede, gerek kendi toplumumuz, gerekse tüm dünya insanları arasında kalın çizgilerle sınırlar oluşturan anlayış ve davranışlardan uzaklaşarak, bizi birbirimize yaklaştıracak, dünya barışını sağlayacak uzlaşmacı tavırlar sergilemenin yollarını arayalım. Kin ve nefret yerine, sevgi ve barış tohumlarının ekilmesine çalışalım. Sevgili Peygamberimizin (a.s.) ifadesiyle, birbirimizi sevmedikçe olgun bir imana sahip olamayacağımız gerçeğini asla unutmayalım.

Kutsiyetiyle gönüllerimizi manevi iklimlere taşıyacak olan bu gecede niyet, düşünce, söz ve davranışlarımızı bir kez daha değerlendirmeli, hatalarımızın affı için tövbe etmeli, huzur ve mutluluğumuz için yüce Allah’a dua ve niyazda bulunmalıyız.

Bu duygu ve düşüncelerle; yurtiçinde ve yurtdışındaki bütün vatandaşlarımızın soydaşlarımızın ve bütün din kardeşlerimizin Miraç kandillerini tebrik eder, bu mübarek gecenin kalplerimizi ve gönüllerimizi aydınlatmasını, bütün insanlığın hidayetine vesile olmasını Cenab-ı Hak’tan niyaz ederim.

Not bu yazı Diyanet İşleri Başkanlığının 13.10.2001 Tarihli yazısıdır.

Mehmet Nuri YILMAZ
Diyanet İşleri Başkanı


© 2007 Kuruluş